25 Ekim 2006
Bayramda çocuklar kadar şenmiydik değilmiydik bilemiyorum. Tatil boyunca Çorum`daydık. Bir yere gidemedik. Bizede kimse gelmedi. Kapı girişinde stokladığımız bozukluklar tekrar gazete, ekmek almak için bize kaldı.Bir de beş günlük tam dinlenilmiş bir tatil.
...
Bayram süresince tv izlememeye dikkat ettik. Ancak internetten gazete ve haber başlıklarını takip edince ülke ve dünya gündemi sık sık midemin kalkmasına neden oldu.Ülke gündemi ıyyyyyy,öğğğğk.
...
Son yazında tatili bitmiş, havalar soğuyacakmış. Bütün hafta boyunca evde izalasyon çalışması ile kışa karşı ilk önlemlerimizi aldık. Gerisini Rusyadan gelecek gaza havale ettik.Eskiler derki kavaklar yukarıdan yaprakları sararırsa yada ayva az olursa kış iyi geçer!
...
...
20 Ekim 2006
Şarhoşum içmişim ne. Nobel edebiyat ödülünü Orhan Pamuk aldı ya sevindim ama bir o kadarda kıskandım adamı. Kıskanmadım desem yalan olur. Bize daha çok Orhan Pamuk`lar, Yaşar Kemal`ler lazım çoooookk.
.....
Bu aralar kafam bozuk. Geçenlerde bilgisayarımın fanı gürültü çıkarıyordu. Bir fana bakayım, yağlayayım derken fanın pervanesinin birini kırdım. Hazır kırılmışken fanı değiştireyim derken, işlemciyi yuvasından çıkardım. Tekar takarken pin lerin yuvasına denk gelmediği için hem anakartı ve işlemcimi yaktım. 15 ytl lik fan bize 350 ytl ye maloldu.Sonuç:
1- Bilgisayarını tornavida ile karıştırma
2-Bir parça üzerinde 2-3 ytl lik fark için fazla uğraşma
3-Mutlaka kıllanma kılavuzunu bir kaç kez oku
4-Yinede terettüde düşersen en yakın teknik servise başvur.
....
Dün akşam Erhan`a ve Milan`a yemeğe gittik. Televizyonu açıktı. Kanal taplosunda sadece 54 kanal vardı ve yeni kanalları eklememişti. Kumandadan kanalları güncelleyeyim derken makinadaki bütün kanalların silinmesine neden oldum. Ş o n u ç :
1- Başkalarının elektronik eşyalarını kesinlikle karıştırma,
2-Her cihazın yapısı ve kapasitesi farklı olabiliyor bu yüzden bir makinadaki yenileme silme anlamına gelebiliyor.
3-Yemeğini ye, suyunu iç asla başka bir işe karışma.
....
SONUÇ:
Avandalık çantamı ve tornavidalarımı, merakımı gömüyorum.Herkes kendi işini yapsın kardeşim
17 Ağustos 2006
05 Ağustos 2006
Temmuz sıcağının pişirdiği tuğlaların sıcaklıkları, ağustosun birinci haftasına gelmemize rağmen,
gecenin içine kadar sızıyor. Dışarısı zaten sıcak; bir de binaların içi belli belirsiz sıcak cereyana neden oluyor...
....
Hayat kare kare ilerliyor. Sanki filmin bir sahnesinde esas kızın elinde çantası, topuklu ayakkabıları ile caddede yürürken sahnenin ağır ağır akması gibi. Yada bana mı öyle geliyor? Hani nehirler öyle aheste aheste akarlarki, sanırsın su hiç kımıldamıyor. O sırlı durgunluk sizide sarar. Suyun üzerinde küçük girdapçıklarda döne döne giden bir saman parçası gibi takılıp gideriz uzaklara. Bu plağın aynı yerde takılması gibi, baltayı oduna değilde bir önce vurduğun boşluğa tekrar vurduğun an gibi. Ya da gücün takatin kesilinceye kadar tersine yüzmek, bildiklerini, bilge Kızılderili edasıyla çocuğuna anlatmak gibi...
....
Gecenin yitik mavisinde,
Sevda türküleri söylemek sarhoş kadehlerle birlikte.
Ve bir kadehte kayıp giden yıldıza kaldırmak.
Son mezeyi paylaşmak tabağında.
26 Temmuz 2006
24 Temmuz 2006
Yazın gelmesiyle birlikte kendimizi egenin kucağına bıraktık.Zeytin ve üzüm bahçeleri kucakladı bizi. Tatil de insan herşeyden uzaklaşıyor. Zaman kendince bizden uzak bir şekilde akıyor. Sıcaklığında bir kentin sokaklarına bıraktık yorgunluğumuzu...
....
Dün Sagalassos"a yağmur yağdı. Torosların eteklerinde ki kekik ve çay kokularını kucağımıza bırakıverdi. Ceviz ağaçları yapraklarını rüzgarda sağa sola savurdu. Arkasından toprak kokusu ve güneş. En sevdiğim yağmur, yazın yağan yağmurdur. Islansanda önemsemezsin.
...
Güzel haberler beklemek, özlemek, ara sıra gecenin sessizliğinde yıldızları saymak, bazen bir şimşek gibi görünüp kaybolan akan yıldızları görmek. Yada sarhoşluğunda uzaklardan gelen köpek seslerine dikkat kesilip, serin havayı solumak...
...
Ne zaman, ne kadar uzağım, akşam gölgesi düşer önüme. O benden önce hareketlenir, bir serçe umutlanır buğday tarlası hasatlanırken, üzüm yaprağının altında tatlanır. Torosların tepesinde bir kartal döne döne iner taşların üstüne.
...
22 Haziran 2006
Dün akşam Ankara`da Yaşar Kemal`in son kitabını sordum kitapçılarda. Henüz çıkmamıştı. Kitabın hazır olduğunu çıkacağını söylediler. Biraz ümitlendim ama yinede fazla bir beklenti içine girmedim nedense.
...
Yazın gece mavisi yada H.Hüseyin Korkmazgil`in "Ağlasun Ayşafağı" tadında ay gündüzü akşamları, kavun ve rakı kokusunun ebruli kokularla dolaştığı sokaklar. Gece şafağında henüz oyunlarını tamamlamamış mahalleli çocuklar.
...
Haziran sıcağında dışarıda esen meltem penceredeki tülü dans ettirircesine dalgalandırıyor.Gece kendi yalnızlığına bakıyor. Hayatımızda hiç önemsemediğimiz bazı şeylerin farkına geceleri varırız. Gündüz varlığını bile hissetmediğimiz masa saatinin sesi gece bütün bir evin içini doldurur. Sokaktaki çöp tenekesinden atlayan kedinin ayak seslerini duyarız. Yıllardır yağlanmayan salon kapısının gıcırdadığının farkına varırız...
...
Ay karanlığı mavi bir gece,
Vuslata dönüyor yelkovan.
Dışarıda ısırgan bir rüzgar,
Yüzüme, ellerime düşüyor iğdenin kokusu.
Üşüyorum,
bir yere yağmur yağıyor olmalı.
Şimşekler yırtıyor uzaklarda bulutları.
Üşüyorum, dudaklarım titriyor,
Uzaktan silik mavi bir kentin ışıkları,
yakından kızıl kırmızı bir nehir gibi akıyor asfalt.
Y a v a ş e s i y o r r ü z g a r,
Y a v a ş ş ş..
18 Haziran 2006
Bu gün öss sınavında görevliydim. Sabah erkenden görevli olduğum okula gittim, daha pazar keyfi bile yapamadan. Okula gelince sınav için bekleyenleri gördüm. Birden bende de nedense bir sınav heyecanı başladı. Salonda soru kitapçıklarını ve cevap anahtarlarını dağıttıktan sonra; sınıftakilere, bu sınavın onlardan daha değerli olmadığını söyledim. Ama buna kendim bile inandım desem yalan olur. Bu sınav gerginlikleri beni öldürecek.
Etrafımızı bir kene tırsığı aldı gidiyor. Pikniklerimizi erteledik, yolda yürüyen herkesten şüpheleniyoruz. Ya yanında kene varsa, yada taşıyorsa gibisinden. Her kaşıntıda ürperiyorum, cildimdeki her karartıya şüpheyle yaklaşıyorum. Dosttan, düşmandan uzak olsun.
...
12 Haziran 2006
Geceydi, ayna kendini boşluğa bıraktı. Ve birden ay binbir parçaya bölündü. Mavi bir rüzgar esti tepedeki iğde ağaçlarının dallarından. Gece uykusunda kuşlar gürültüye uçuştular. Yarasaların sesleri binbir parça ayın yüzünde yankılandı. Ateş böcekleri üşüşdüler binbir parça ayın etrafına. Ayna değildi sanki kırılan. Ay binbir parçaydı. Toprakta yüzünü gördü, herbirinde yansıyan yüzünü...
...
...
04 Haziran 2006
Donduk, üşüdük, ne zaman gelecek derken 36 derece yaz geldi dayandı kapımıza.Yaz geldide ; yazın gelmesi haliyle bir uyuşukluk ve bezginliğide beraberinde getirdi. Yazla beraber ilk işimiz piknik mevsimini açmak oldu. Cumartesi günü topladık malzemeleri doğruca kırlara ve söğüt gölgesine zor attık kendimizi. Daha sonra iki arkadaşımız daha geldi. Malgala önce balıkları sonra da patatesleri serdik. Ben daha çok kendimi çimlerin, gölgelerin altına sermek istiyordum ama ortamda ki güzel muhabbet buna elvermedi.
.....
Geçen gün Kıymet`le birlikte çıktık bana şapka baktık. Güzel bir yazlık şapka edindim. Bununla okula gidiyorum. Ama vitrindeki fötr şapkada gözüm kaldı. İnsanın kafasının üzerinde az saç olunca güneş doğal olarak direkt etkiliyor.
....
Bu gün CNNTÜRK "Sıfır yok oluş " adı altında gün boyu yayın akışı yapıyor. BİRGÜN gazeteside "Gayet (doğal) bir yayın akışı" şeklinde de çok güzel yansıtmış televizyon sayfasında.
...
Dünyada hem kendimize hemde diğer canlılara elimizden gelen her türlü eziyeti çektiriyoruz. O da yetmiyormuş gibi birde nesillerini tüketiyoruz. Biliminsanları tarafından dünyada ki en tehlikeli türün insan olduğu tespit edilmiş. Doğru söze ne denir. Şu ana kadar ormanı yakan bir sincaba rastlandığını, yada ormanın ortasına fabrika kurup atıklarını gelişi güzel gömen bir ayıya ratlamadım. Hani bazen birisine kızdığımızda yada küçümsediğimizde "ayı, öküz, eşek , kuş beyinli" gibi cümleler kullanıyoruz ya; onlara karşı çok ayıp ediyoruz valla!
30 Mayıs 2006
Uzun zamandır yazmaya ne gücüm ne de isteğim var. Gecenin bi yarısı kelimeler, kurgular yarasa sürüsü gibi kafamın içinde uçuşuyorlar. Ama oturup yazmak nedense içimden gelmiyor. Sadece defterime kısa notlar alıyorum, bir ressamın kara kalem taslakları gibi. Gecenin bir yarısı yada sabahın karanlığı, kaldırım taşları sökülmüş bir kenara yığılmış. Aynı yer iki yılda tam üç defa kazıldı da halen yağmur suları sel olup akıyor bu cadde de. Kazıyorsunuz kapatıyorsunuz. Kazı kazıklan gibi, çıkmayınca atıyorsunuz. Akıllı adam işi değil bunları düşünmek. Güzel şeyler düşünmek istiyorum. Kanadında mavi bir kelebeğin gelincik çiçeğine konması gibi, yada günler sonra haziranda yağan ilk yağmurun toprağa düştüğünde çıkardığı ses gibi. Yada uzun zamandır beklediğin birinin ayak seslerini duymak gibi, yaşamak gibi...Yada iki yanı ağaç bir patikadan sallana sallana yarı sarhoş yürümek gibi...
...
Ya, sevdalar tükense
ya umutlar;
bir kelebek ömürlü dünyada,
ne anlamı olurdu tuale koyu mavi bir deniz,
ve ortasında bir yelkenli yapmanın.
Ya son göz yaşı düşse toprağa;
bırakır mı zerdali çekirdeğini dalından.
son şarkılarını söylese kuşlar;
bir yılkı yedeğinde tayını alıp götürse,
rüzgarları arkalarına alıp en güzel otlaklara.
...( a.fuat)
...
19 Mayıs 2006
Bu akşam, altı aydır çalıştığımız Adıyaman yöresi halk oyunlarını sergileyeceğimiz için oldukça hareketliydi bizim için. Halk eğitim merkezi çalışılan bütün yörelerin sunulduğu bir gece düzenlemiş, bu gecede de biz bu yöreyi oyunun hikayesi ile birlikte oynayacaktık. Oyunun hikayeside en sonunda bir mizansenle anlatılacaktı. Oyunda tarlalara ekinler ekiliyor, biçiliyor, harman ediliyor, kızla oğlan birbirlerine gönüllerini kaptırıyorlar, daha sonra düğün oluyor, düğün sonunda da gelin salla getirilirken sal devriliyor ve içindekilerle birlikte gelinde sularda kayboluyor. Ama gel gör ki davetiyeler basılırken önce mizansen sonra Adıyaman yöresi diye yazılıyor. Provalarımızı yapmışız herşey düzenlenmiş tam sahneye giriş yapılacak anons ediliyoruz.. Önce sal mizanseni sonra oyun olarak. Arkadaşlar hep birlikte şaşkın ve müzizyenlere oyunla gireceğimizi işaretle anlatmaya çalışırken halk eğitim merkezinin iş güzar kendini beğenmiş ve bu konularla yakından uzaktan (b)ilgisi olmayan bayan müdür yardımcısı geliyor ve aynen şu konuşmaları yapıyoruz..
Md.Yrd-Arkadaşlar önce mizanseni oynayacaksınız. Davetiyede böyle yazıyor.
--Hocam önce gelini öldürüp sonra nasıl halay çekeceğiz seyirci dumura uğrayacak.
Md.yrd-Kardeşim ne farkeder anons edildi bir kere bunu daha önce bize söyleseydiniz. böyle anons edildi işte niye itiraz ediyorsunuz.
--Ya edildiyse edilsin alla alla. Bu oyunun bir mantığı var sonu başa, baş sona alınır mı???
Md.yrd-Tamam uzatmayın artık çıkın salon sizi bekliyor.
--Anasını satayım bu ülkede herşey sizin yaptığınız gibi kitabından harfiyen yapılsaydı, alemin kralı olurduk ya. Hadi arkadaşlar yapalımda bitsin bari!!!!
Md.yrd-....
Salondan ayrılırken oyunu seyreden arkadaşlar merakla soruyorlar. "Ya oyun başlamadan ne yaptınız öyle gelin niye öldü, sonra niye oynadınız?"
---:?????
Eee ne yapalım kardeşim davetiyeye öyle basılmış, seyirciye ayıp olmasın, kandırmış olmayalım, biz ne yazdıysak öyle olucak havasıyla sanki karşımızdaki seyirci operaya gelmişte; elindeki broşürden sahneyi takip edecek tarzıyla sahne aldırıldık. Zaten bunun yaptığı bize karşı ilk değildi ya...
.....
Neyse eve gelip kahvemi içtim ayaklarımı uzattım. Bir kaç saat önce yaşadıklarım bir an kafamdan bir matrix edasıyla geçti. Bende çamsakızı yaptım kendime kavak ağacının reçinesinden....
17 Mayıs 2006
Milliyet gazetesinden 17.5.06
ANKARA Milliyet.
"Olimpos koruma altında Beydağları Milli Parkı'nın sınırlarının değiştirilerek bir kısmının turizm alanı ilan edilmesi kararı Danıştay'a takıldı. Mahkeme, değişiklik gerekçelerinin bilimsel olarak tespitini istedi
Danıştay 10. Dairesi, Beydağları Sahil (Olimpos) Milli Parkı'nın sınırlarının değiştirilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürütmesini durdurdu. Bölgenin doğal niteliğinin bozulup bozulmadığı sorusuna bilimsel raporlarla yanıt verilmesini isteyen 10. Daire'nin kararında, rapor geldikten sonra konunun yeniden inceleneceği kaydedildi.Türkiye Mimar ve Mühendisler Odaları Birliği Mimarlar Odası, Makine Mühendisleri Odası ve Elektrik Mühendisleri Odası Antalya şubeleri, milli parkın sınırlarını değiştiren, 2 Eylül 2005'te Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay'da dava açmıştı.10. Daire de davalı idareler Başbakanlık ile Çevre ve Orman Bakanlığı'nın savunmaları alındıktan sonra yürütmenin durdurulması istemini inceledi. Bakanlar Kurulu'ndan bazı soruların yanıtlamasını isteyen daire, bunlara yanıt aldıktan sonra konuyu yeniden incelemek kaydıyla yürütmenin durdurulmasına karar verdi. 10. Daire'nin Bakanlar Kurulu'ndan istediği bilgiler arasında şu konular yer aldı:
Cevap istenen sorular
· Bakanlar Kurulu kararı ile milli park sahası dışına çıkarılan alanların Milli Parklar Yönetmeliği'nin 5 ve 6. maddelerinde belirlenen ilke ve kriterleri yitirip yitirmediği.
· Özellikle bu alanların doğal niteliğinin bozulup bozulmadığı, ıslah edilebilir durumda olup olmadığının saptanması yönünden bölge bazında bilimsel ve teknik bir çalışma yapılıp yapılmadığı.
· Çalışma yapılmışsa içeriği."
10 Mayıs 2006
Kentin sokaklarında insanlar ağır çekimde bir film gibi .Kavşaklardaki trafik lambaları sarı ışıkta yanıp sönüyorlar.Her adım atışında ayaklarının arkasından yağmur suları dizlerine kadar yükseliyor damlacıklar halinde.Bir kedi otomobil sesinden korkup çöp tenekesinden dışarıya atlıyor aceleyle. Gün ortasında şehrin en kalabalık yerinde bir cinayet işleniyor güpegündüz. Bir otomobil bütün hızıyla bir kamyonetin altına giriyor 7 kişiyle, Bir çocuk elinde silahıyla dalıyor sınıfa; terk edilmenin bütün acısını tabancanın tetiğinde bastırıyor, öğretmeninin ve arkadaşlarının gözü önünde. O donuk kırmızılık yağmur sularına, sonra sele dönüyor, çamura karışıyor. “Turşu yenmek için yapılır.” Diyerek kıyılar ve koylara temeller atılıyor, beyne kuduz virüsünün işlemesi gibi. Şehre bulutsu karanlığın altında ağır bir yağmur yağıyor. Muhabirler haber geçiyorlar anbean. İnternette haberler bir bir düşüyor önüme. Defter sayfası bir hışımla yırtılıp sökülüp atılıyor bulunduğu yerden. Vicdanlar sökülüp atılıyor yüreklerden. 6 yaşında bir çocuk racon kesiyor maket bıçağıyla arkadaşlarına, Bir kedi durduk yere ürküp, korkarak atıyor kendini duvardan aşağıya. Hızla uzaklaşıyor bulunduğu yerden. Yağmurun onu ıslatmasını aldırmıyor bile. Bir mağdur sokağa çıkamıyor, insanlar yüzüne tükürmesin diye. Fail finalin sonunda çılgınca alkışlanıyor toplum tarafından… Filmin finali beklendiği gibi olmuyor. Senarist bu konuda seyirciye şoklar yaşatıyor. Seyirci neyi alkışladığının farkında bile değil. Yönetmen her konuda doğaçlama üzerine çalışmış. Ben bu filme bir yıldız verdim. Gitmeye değmez. İzlemek zaman kaybı….
……
Sonuç ise sadece insanlık ayıbı…..
05 Mayıs 2006
Dün akşam uzun bir süreden sonra kaval çalıştım. Re notasından hortlatıncaya kadar canım çıktı nerdeyse. Bir ara kaval hortlar gibi oldu ama. Bu iş uzun soluklu ve devamlılık istiyor. Bu arada www.sinopbizim.org sitesini ziyaret ederek destek mesajı bıraktım. Onlarda bunun karşılığında güzel bir Sinop türküsü hediye ettiler...
...
Ya bu nükleer santral o kadar faydalıysa bunu önce kendi evlerine kursunlar canım. Nasıl olsa bir olay oldumuydu hemen çıkıp, "-bak ben içiyorum bir şey olmuyor." demesini biliyorlar. Biz artık kaşarlandık bu konularda. Öyle hemen inanmayız artık. Pışık yani. Önce kurun kardeşim evinize bahçenize yada çocuk odanıza bir kaç yıl çalıştırın baktık ki bir şey olmuyor, biz de kurmazsak sizin gibi olalım yani!...
...
Geçenlerde çalıştığım okulda bir öğretmen arkadaş sınıfında gaza gelip "Çocuklar Türk`ün Türk`ten başka dostu yoktur. Herkes bize düşman." demiş. Sınıfında da çok sevimli ve akıllı bir kızımız var. Ailesi Saddam döneminde Irak`tan gelmiş. Kız da söz alarak birazda gücenmiş öğretmenin sözlerine şöyle demiş;
-Biz sizleri arkadaşlarımı çok seviyorum ve burada sizlerle birlikte olmaktan dolayı çok mutluyum. Şimdi ben sizin düşmanınızmıyım? Ama biz sizin düşmanınız değiliz ki. Niye düşman olalım ki." demiş.
...
Keşke çocuklar kadar duyarlı olabilsek. Bütün yetkiler onların elinde olsa, sokak lambaları çubuk şekerden olsa, yeryüzü aşkın yüzü olsa, fenamı olurdu?
...
30 Nisan 2006
Bu konuda söylenecek çok şey var ama, bunları en güzel dile getiren sevgili Nazım Hikmet`tin dizeleri anlatıyor....
DAVET
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim....
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...
Nazım Hikmet RAN
27 Nisan 2006
26 Nisan 2006
(Emanete hiyanetlik olmaz. Hz.Adem`in mirasıdır gelecek kuşaklara dünyamız)
...
...

Nasıl yapılır, Nasıl edilir? "Bir yerin içine etmek"
Yıllardır tartışılan bir türlü de nasıl yapıldığına dair en ufak ipucu bulunamayan içine etmenin bütün yöntemlerini , yemedik içmedik, zamanımızı, paramızı ve hatta beyin hücrelerimizin telef olmasına bile aldırmadan bulduk. Nasıl oluyor, ne şekilde yapılıyor adım adım yapılan işlemlerin tam metnini aşağıya çıkardık.
....
İçine edilecek yeri tespit etmek için önce dünya mirası olarak kabul edilmiş yada gelecek kuşaklara mutlaka miras kalması gereken yerlerin listesi çıkarılır. Sonra gözler yumularak işaret parmağıyla kağıdın üzerine basılır.Edilecek yere ne edileceği ( Nükleer santral,baraj, termik santral, siyanürle altın arama, denizin dibine kadar otel yapma, golf sahası yapma, galataport yapma, vs) aynı yöntemle seçilir. Seçilen yere kalabalık bir bilir kişi heyeti aileleriyle beraber 10-15 günlüğüne gönderilir. Meskun mahale ulaşınca geziler yapılır, mangallar yakılır, bol bol yenilir ve içilir. Daha sonra yüksekçe bir tepeye çıkılır, etraf iyice gözetlenir, çevrede kimsenin olmadığına kanaat getirilince yavaşça pantalon çıkarılır, rüzgarın geldiği yön iyice tespit edildikten sonra oraya doğru sırt dönülür ve çömelinir. Baş hafif gökyüzüne dönük bir biçimde fazla ıkınmadan rahat bir şekilde edilir. Artık ilk aşama gerçekleşmiş, edilecek yer işaretlenmiş, mevkii belirlenmiş olur. İşin en zor kısmı aşılmıştır. Bundan sonrası çantada keklik, tavada sucuklu yumurtadır. Hazırda varsa bir şirkete ihale edilir. İlk kazma zaten oradayken toprağa vurulurki bereketi kaçmasın...
Bize de düşen görev radyasyonun azı şöyle faydalıdır, böyle faydalıdır, hatta böbrek taşlarına bile iyi geliyormuş, cinsel gücü artırıyormuş söylemlerine inanıp daha önce içtiğimiz 4 bardak çayı, fazla mal göz çıkarmaz deyip 10-15 bardağa çıkarmak olacaktır.......
Zaten şu ormanlar ve ağaçlar da ayrı bir dert. Sonbaharda yaprak dökerler, üstüne üstlük birde üstlerine kuş konar, gölge yaparlar. Birde büyüyünce tam villa yapacağınız yerde orman olurlar ki B2 yasası çıkaracağım diye uğraşır durursun. Bu arada çimento ve işçilik fiyatlarıda artar, masraf çoğalır. En iyisi plastik renkli ağaçlardır. İstediğin yere dikersin. Sulama derdi yok. Orman oldu sıkıntısı yok. Beğenmedin mi yerini? Sökersin biraz yana kaydırırsın, kökü bozuldu da kurudu derdi yok. Hem bir sefer masraf yaparsın 5-6 bin dolar, yıllarca kullanırsın be azizim.
Akıllı olmak lazıııımm........
25 Nisan 2006
Bu gün trt1 de gazeteci Suna Avar`1n Küba ile ilgili hazırladığı programda bir Küba`lı gururla gazeteciye; "sokakta dolaşırken etrafına iyi bak. Kendini güvende hissedeceksin." Diyor. Bu sözleri söylerken gözlerindeki samimiyet ve mutluluğu görmemek mümkün değil...
Bizde ise bırakın bir yabancıya bunları söylemek kalabalık bir şehirde dolaşırken sürekli cüzdanımı kontrol etmeden yürüyemiyorum.
....
Ağaçlar yapraklandı yaz geldi diye beklerken yine soğuklar hafiften bize kaldı. Bu gün 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı dolayısıyla okullar tatildi. Zaten gece geç vakit Ankara`dan eve gelmiştim. Sabah telefonumda şube örgütlenme sekreterimiz Mehmet`in çağrısı var. Nasıl olsa okullar tatil, ben de evde yalnızım, bu yüzden büyük ihtimal kahvaltıya çağıracak galiba diyerek hemen ben onu aradım. Kendisinin tahlilleri için hastanede buluduğunu ve çıkmak üzere olduğunu, hazırlanmam gerektiğini çünkü bugün tatil olmayan liseleri gezmeye gideceğimizi bir çırpıda söyledi. Ben de o zaman sen kahvaltıya gel dedim. O`da gelirken ekmek alayım mı? Dedi...
....
Yaz Akdenize gül mevsiminde bülbülleriyle birlikte gelir. Evimizin hemen bitişiği gül bahçesidir.Hani o Isparta gülü diye bildiğimiz güllerden. Pencerem hep açık olur, haziran gecelerine ay düştüğünde. Toroslardan binbir otun, çiçeğin, kekiğin kokusunu kucaklayıp gelen gece meltemi küçük dokunuşlarla tül perdeyi dans ettirir. Gül bahçesine yuva yapmış bülbül de sabahın ışıkları sökmeye yüz tutmadan önce seronomisine başlar ilk çiğ düşmeden yaprağa. Bir taraftan gecenin sesizliğini yırtan bir şarkı, bir yandan dağ meltemi, hep mavi düşler görürüm, bazen de söğüt dallarının gecenin karanlığında sarmaş dolaş olmasını...
18 Nisan 2006
16 Nisan 2006
Ne güzel yağıyor yeni bahar yağmurları toprağa. Bir sevgilinin, sevgilisine dokunuşu gibi okşuyor her damlası düştüğü yeri. Sanki ıslatmaktan utanıyor gibi düşüyor avuçlarımın içine. Uzak sevdaların kokusunu bırakıyor her nefes çektiğim havaya...
...
İlk önce bademler donandı çiçeklerini yaşama dair. İlk öncü leylekler en yakın ovayı mesken tuttular. Birden patlayıverdi söğüdün yaprakları ve su yürüdü kavakların dallarına. Bir çocuk gülümsedi erik ağacına konan serçeye. Her şeye inat kaldırım taşlarının kenarından bir ot uzattı başını rüzgara, başka bir yaşamın varlığına inat.
...
Toprağa güneş dokundu. Şubat ayında bir pazar günü gittiğimiz yerde toprağa gömdüğüm bademler yaprak verdiler. Ne kadar da güzel söylüyor doğa her bahar geldiğinde bu türküyü:
"Başka bir dünya mümkün." diye....
14 Nisan 2006

Son bir hafta içerisinde çevremde ve ülkemde yaşananları bana makul sebeplerini de bularak anlayan ve anlatabilecek birinin var olup olmadğını merak ediyorum. Binlerce yıldır onlarca uygarlığa beşiklik etmiş bu topraklarda siyanürle altın aranması, zehirli toksit maddelerin, ağır metal içeren atıkların içme ve yer altı sularına pompalanması, nükleer santralin Sinop`a kurulmak istenmesi, öldürme , yaralama, gasp, çeteleşme gibi olayların artık ilköğretim okullarında görülmesi, bir başbakanın çöp gibi süpürülüp bir deliğe atılmaması hatta bu başbakandan yararlanılması, yeni sosyal güvenlik yasasının kabul edilmesi, yollarda halen sürücülerin milyonlarca kaza haberlerine rağmen şizofrenik biçimde otomobil kullanmaları, kaldırımlara dahi çıkıp insanları sinek gibi ezmeleri, bir bakanın çıkıp fakirlere; "sizde zeytini bir lokmada yemeyverin canım " diyerek bir tane kara zeytinin nasıl yenmesi gerektiğini göstermesi......
....
....
Bütün bunları üst üste koyunca kendimi 70 milyonluk bir denek örnekleminin içindeymişim gibi hissediyorum. Birileri sanki tahammül ve yaşama direncimizi ölçüyor gibi. Tepkileri değerlendirerek verdikleri dozu her geçen gün artırıyorlar. İnsanlar kanser vakalarından dolayı patır patır dökülüyorlar. Bugün yaşayan ve hatta gelecek kuşakları bile yüzlerce yıl etkiyecek olan atıkları toprağa gömen sevgili iş adamımızı, sevgili bakan açıklamıyor.
....
....
Eğer ki bütün bunlar matrix` se hemen biri en yakın telefonu çaldırsın. Karabasan görüyorsam, hemen uyanayım. Ama ya gerçekse. Yok canım bu kadar da gerçek olurmu? Ben kesin gerçek hayatla düşleri karıştırıyorum galiba yorgunluktan. Pardon bir saniye galiba telefonum çalı................
12 Nisan 2006
Hayat bazen çok karmaşık bazen de olabildiğince bir kaynak suyu kadar duru olabiliyor.Fizik bilginleri, uzayda kütlesi olan her cisim zamanı ve ışığı büker diyorlar. Bu günlerde zaman kavramı bende iyice yavaşladı. Yoksa ben mi yavaşladım?
...
Bu gün sendikamız için örgütlenme ve yeni üye yapmak için gezi yaptık. Öğretmenlerin bir kısmı nerede nezaman ve nasıl yaşadıklarını bile farkında değil. Matrix olmuşlar, dünyayla bağlantıyı kesmişler. Yada bizim uzayın derinliklerine gönderdiğimiz sinyaller ellerine henüz ulaşmamış. Mecburen bekliycez.
....
Yıllar önceydi ilkokul 3. yada 4. sınıfa gidiyordum. Babam her ilkbahar başlangıcında elinde aşı bıçağı ve fidanlarla bahçeyi dolaşır kah erik fidanı aşılar , kah ceviz fidanı dikerdi. Biryandan da bun 4 sene sonra yiyeceğiz, cevizi 7 sene sonra toplayacağız derdi. Bizde çocuk aklımızla teee 5 sene olacakta ceviz yiyeceğiz. Şimdi yiyemedikten sonra ne anlamı var diye düşünürdük. Şimdi o ağaçların dallarında dolaşıyor, yazın kiraz mevsiminde kirazlarını dalından yiyoruz. Şimdi de torunları için bir şeyler dikiyormuş. Ellerin dert görmesin, ellerine sağlık. Nisanın sonu mayıs, mayısın sonu yaz tatili......
....
09 Nisan 2006
Her insan mutlaka yaşamında otobüslerle herhangi bir yere gitmiştir. Görevim gereği uzun yıllar otobüslerle seyahat ettim. Yollculuklarımda soluk kent ışıklarının altında evlerinde oturan insanlar aklıma gelirdi nedense. Islak asfaltın sesi , yağmurun camlara dokunuşu beni daha da uzak yerlere götürürdü otobüsle beraber. Karadenize gidişimde ve tekrar dönüşümde mutlaka yağmur olurdu.Yağmur oralarda daha bir başka yağar. Daha bir zariftir yağmur karadenizde. Trabzon`dan her otobüse binişimde özellikle cam kenarında oturmayı tercih ettim. Özellikle haziran ayında akşam üzerileri yolculuğun o gizemli atmosferini yaşamak ayrı bir keyifti. Karadenizin üzerinde güneş batarken eğer şanslıysanız birde manzaraya yunuslar eklenince görüntü daha da muhteşem olur.
Yol boyunca her dönülen virajın arkasından yeni bir doğa harikasının çıkması, yeşil yamaçların ve karadenize özgü o deniz renginin güneşle beraber dalgalanması keyfine doyum olmaz bir senfoni sunar size. Ne yazık ki en son gittiğimde sahile yapılan otoban bu güzellikleri birbirinden kesin bir çizgi ile ayırmış. Yamaçlarda ki ağaçların bir an sizi kucaklayacakmış gibi duran dallarıda uzaklaşmış sizden....
Aslında uzak yolculukların en büyük handikaplarından birisi kiminle yolculuk yaptığınızdır. Yalnız yolculuk ediyorsanız yan koltuğa oturan kişiyle yolculuğun keyifli yada uzadıkça uzayan bir yolculuğa dönüşme ihtimali de vardır. Nedense yolculuklarda pek sohbet etmesini sevmem. Çevreyi izlemek beni daha çok mutlu eder.
Bir arkadaşım anlatmıştı: Kendisi Ağrı`dan gelirken yanına yaşlı bir adam oturmuş. Yolculuk uzun, Ağrı - Antalya arası neredeyse bir buçuk gün. Adam daha oturur oturmaz koltuğunu hafifçe arkaya yaslayıp
- Yolculuk nere hemşerim. Deyince, arkadaş hiç tereddüt etmeden cevaplamış:
- No Törkiş! No Törkiş!
..........
........
Bu yolculuklarda yeni arkadaşlıklar kurulur, adresler telefonlar alınır. Mutlaka görüşelim, buluşalım denilir. Yada "kesin bekliyorum ha, ne zaman istersen gel " denir ama nedense her yolculuğun sonunda unutulur. Belkide sigara paketlerinin üstüne yazılan o adresler veya telefonlar son sigara da içilip bir yol kenarına atılınca sadece kilometre taşlarına kalıyor bu arkadaşlıklar....
06 Nisan 2006
Her gece aynı tepeye çıkıyorum. Aşağıdan ılık bir rüzgar esiyor. Rüzgarın içinde kekik ve çam kokuları karışık. Koşmaya başlıyorum tepe aşağı. Bir kuş kadar hafifim ve ayaklarımın altındaki çimler rüzgarda o kadar güzel dansediyorlar ki. Kollarım iki yana açık hızla heyecanla koşuyorum, koşuyorum, ılık rüzgar göğsümü ve ciğerlerimi dolduruyor. Sanki kuş olmuşum bulutlarda koşuyorum. Dönüp bakıyorum arkama yolu yarılamamışım bile. Bir yerlere geç kaldığımı hissediyorum tekrar koşmaya başlıyorum içimde garip bir heyecanla..Uyanmadan ellerimle nerede olduğumu yokluyorum. Yataktayım. Hayırdır inşallah.
05 Nisan 2006
Her geçen gün yeni güzelliklerin farkında olmanın, yaşamın kıyısından uzaklara bakmanın anlamını algıladıkça yaşamanında farkına varıyor insan. Benim bu düşüncelerimin felsefede karşılığı tam olarak nedir bilmiyorum ama ben bunu yaşadığım anın yeniden keşfi olarak görüyorum.
Ani bir değişiklikle bilgisayarımdaki lan bağlantısını söküp usb kabloya çevirdim. Bazı otoriteler lan bağlantısının daha hızlı olduğunu, bazılarıda usb bağlantısının hızlı olduğunu söylüyorlardı. Fazlaca bir fark şimdilik algılayamadım ama bakalım önümüzdeki zaman neyi gösterecek.
Bu blog işine beni ve diğer bir kaç öğretmen arkadaşıda bulaştıran sevgili Erhan`da bu arada beni linkten silmiş. Niye! Hergün yazamıyormuşum. Yazma olayı bende kaval çalmaya benziyor. Eğer keyfim yoksa ne kadar uğraşırsam uğraşayım kavaldan iyi bir ses alamıyorum.
Bu yüzden de her zaman tadında olmuyor.
Sevgili dostum Erhan;
" benhayattayken.blogspot.com" da blog olayının bütün inceliklerini sergileyerek bir sürü güzellik yapmış. Hele çizgi bantlarına bayılıyorum. Bu günlük söğüt gölgesinde bu kadar dinlenme yeter......

merhaba yeni baharın ilk günü,
bahçemdeki erik ağacı,
sabahlarımın simitçi çocuğu merhaba.
havada gördüğüm ilk leylek,
merhaba penceremden sızan güneş.
doğurgan ilkbaharın, ilk çiçekleri,
hüzün ve sevinç, gece ve gündüz,
yaşamın bütün güzellikleri merhaba.
mutlu olmak için yeniden doğmak gerekir ilkbaharla
yeniden su yürüdüğünde söğüdün dallarına,
yeşeren ilk yapraklarada kocaman bir merhaba.
Geçen gün yüzyılın son tam güneş tutulmasını yolda Ankara`ya giderken izledim. Güneşin önü ay tarafından kapatılırken yolun kenarında arabayı park ettikten sonra tutulmayı izlemek isterken birden gölgemi fark ettim. Harika bir görüntüydü. Hayatım boyunca bir gölgenin bu kadar net bir şekilde ve simsiyah olması beni büyülemişti. Eşim tutulmayı izlerken ben kendi gölgemi hayranlıkla seyrediyordum.Yutkunurken ki boğazımda ki hareketleri bile görebiliyordum. Karanlıktaki gölgeler çok harikaydı. Bu görüntüleri hayatım boyunca unutamayacağım. Ayrıca rüzgarın havada savurduğu tozlar muhteşem bir seronomi yaratıyorlardı. Bu sanki rüzgarı görmek gibi bir şeydi.Harika bir 4 dakika yaşadım diyebilirim.
04 Nisan 2006
Bu gün yazacak hiç bir şey gelmiyor aklıma. oysa bilgisayarın başına oturmadan onlarca yazılacak yazı vardı aklımda. Kendimi bilgisayarın başında bulunca yazacaklarımın hepsinin heyecanı birden bire ortadan kayboluyor. Ben ise siyah mürekkepli dolma kalemlerle yazmayı daha çok seviyorum galiba. Biraz önce sıkıntıdan kitaplığı karıştırırken eski notlarımı buldum. Mürekebin bir ruhu var gibi geldi bana. Ya da bana öyle geldi gecenin bu saatinde.
Öğleyin okulda yine arkadaşlarla sohbet ederken beynimizi meşgul edecek ne kadar tırıvırı şeylerin olduğunu konuştuk. Altı aydır ekdersler artıyor, 40 verdik 50 aldık, 80 verdik derken birde ekderslere verdikleri 1,5 ytl lik zammın 1 temmuzdan itibaren yapılacağını söylemezlermi? Offfffff..... ya yazın öğretmenler zaten tatile gidiyor kardeşim ek dersi 1 temmuzda ne yapsınlar ki? Değil mi? Hadi eylülden itibaren deseniz içimiz rahat olacak ama temmuzdan denince daha erken vermiş gibi oluyor herhalde. Esnaf ve ev sahipleri de bize her ay 40 ytl seyanen 320 ytl de ekders zammı veriyorlar diye ha bire sıkıştırmıyorlar mı? İşte yaşam işte adrenalin ve heyecan.
Bahar geldi ya söğütlerde yaprak açtı. Söğüt gölgelerinin tadına doyum olmaz bundan sonra.
13 Şubat 2006

su; çınarların gölgesinde dinlenir.
kış ve karın en yoğun yaşandığı bu günlerde yaz aylarında çınar gölgelerinin altındaki suyun dinlenişini duyumsamak insanı mutlu ediyor.Ama yurdum coğrafyasında yaşanan bu kış manzaralarına rağmen kış mevsiminide sevmemek mümkün değil.Kış mevsiminin o kendine özgü mistik havası insanın iliklerine kadar işliyor.Pencereden dışarıda sokak lambalarının üstünden binbir neşeyle dans ederek yağan karlar, insanı titreterek kendine getiren ayaz, sıcaklığın umursanışı, bir bardak sıcak çayı iki elimizin arasında tutarak dudaklarımızda gezdirişimiz...Ve bu arada kar tanelerinin ağaçların dallarına tutunarak insanı düşler alemine sürükleyen motifleri...Sokakta annesinin elinden aniden kurtulup karlara yuvarlanan bir çocuk.....ve halen sokak lambalarının üzerinden dans ederek yağan kar...sadece sarı ışıkları düzenli aralıklarla yanıp sönen trafik lambaları....Ve bir çay sıcaklığı tadında bir kış akşamı....Ne diyeyim suyun bu güzel mucizesi yazın o güzelim pınarlardan süzülüp gelecek, derelerden, çağlayanlardan coşacak ve bulduğu ilk çınar ağacının gölgesinde dinlenecek.......
su; çınarların gölgesinde dinlenir.




