30 Mayıs 2006

Söğüdün gölgesine serdik minderi...
Uzun zamandır yazmaya ne gücüm ne de isteğim var. Gecenin bi yarısı kelimeler, kurgular yarasa sürüsü gibi kafamın içinde uçuşuyorlar. Ama oturup yazmak nedense içimden gelmiyor. Sadece defterime kısa notlar alıyorum, bir ressamın kara kalem taslakları gibi. Gecenin bir yarısı yada sabahın karanlığı, kaldırım taşları sökülmüş bir kenara yığılmış. Aynı yer iki yılda tam üç defa kazıldı da halen yağmur suları sel olup akıyor bu cadde de. Kazıyorsunuz kapatıyorsunuz. Kazı kazıklan gibi, çıkmayınca atıyorsunuz. Akıllı adam işi değil bunları düşünmek. Güzel şeyler düşünmek istiyorum. Kanadında mavi bir kelebeğin gelincik çiçeğine konması gibi, yada günler sonra haziranda yağan ilk yağmurun toprağa düştüğünde çıkardığı ses gibi. Yada uzun zamandır beklediğin birinin ayak seslerini duymak gibi, yaşamak gibi...Yada iki yanı ağaç bir patikadan sallana sallana yarı sarhoş yürümek gibi...

...
Ya, sevdalar tükense
ya umutlar;
bir kelebek ömürlü dünyada,
ne anlamı olurdu tuale koyu mavi bir deniz,
ve ortasında bir yelkenli yapmanın.
Ya son göz yaşı düşse toprağa;
bırakır mı zerdali çekirdeğini dalından.
son şarkılarını söylese kuşlar;
bir yılkı yedeğinde tayını alıp götürse,
rüzgarları arkalarına alıp en güzel otlaklara.
...( a.fuat)
...

19 Mayıs 2006

Çam sakızı yaptım kendime kavak reçinesinden...
Bu akşam, altı aydır çalıştığımız Adıyaman yöresi halk oyunlarını sergileyeceğimiz için oldukça hareketliydi bizim için. Halk eğitim merkezi çalışılan bütün yörelerin sunulduğu bir gece düzenlemiş, bu gecede de biz bu yöreyi oyunun hikayesi ile birlikte oynayacaktık. Oyunun hikayeside en sonunda bir mizansenle anlatılacaktı. Oyunda tarlalara ekinler ekiliyor, biçiliyor, harman ediliyor, kızla oğlan birbirlerine gönüllerini kaptırıyorlar, daha sonra düğün oluyor, düğün sonunda da gelin salla getirilirken sal devriliyor ve içindekilerle birlikte gelinde sularda kayboluyor. Ama gel gör ki davetiyeler basılırken önce mizansen sonra Adıyaman yöresi diye yazılıyor. Provalarımızı yapmışız herşey düzenlenmiş tam sahneye giriş yapılacak anons ediliyoruz.. Önce sal mizanseni sonra oyun olarak. Arkadaşlar hep birlikte şaşkın ve müzizyenlere oyunla gireceğimizi işaretle anlatmaya çalışırken halk eğitim merkezinin iş güzar kendini beğenmiş ve bu konularla yakından uzaktan (b)ilgisi olmayan bayan müdür yardımcısı geliyor ve aynen şu konuşmaları yapıyoruz..

Md.Yrd-Arkadaşlar önce mizanseni oynayacaksınız. Davetiyede böyle yazıyor.
--Hocam önce gelini öldürüp sonra nasıl halay çekeceğiz seyirci dumura uğrayacak.
Md.yrd-Kardeşim ne farkeder anons edildi bir kere bunu daha önce bize söyleseydiniz. böyle anons edildi işte niye itiraz ediyorsunuz.
--Ya edildiyse edilsin alla alla. Bu oyunun bir mantığı var sonu başa, baş sona alınır mı???
Md.yrd-Tamam uzatmayın artık çıkın salon sizi bekliyor.
--Anasını satayım bu ülkede herşey sizin yaptığınız gibi kitabından harfiyen yapılsaydı, alemin kralı olurduk ya. Hadi arkadaşlar yapalımda bitsin bari!!!!
Md.yrd-....

Salondan ayrılırken oyunu seyreden arkadaşlar merakla soruyorlar. "Ya oyun başlamadan ne yaptınız öyle gelin niye öldü, sonra niye oynadınız?"
---:?????
Eee ne yapalım kardeşim davetiyeye öyle basılmış, seyirciye ayıp olmasın, kandırmış olmayalım, biz ne yazdıysak öyle olucak havasıyla sanki karşımızdaki seyirci operaya gelmişte; elindeki broşürden sahneyi takip edecek tarzıyla sahne aldırıldık. Zaten bunun yaptığı bize karşı ilk değildi ya...
.....
Neyse eve gelip kahvemi içtim ayaklarımı uzattım. Bir kaç saat önce yaşadıklarım bir an kafamdan bir matrix edasıyla geçti. Bende çamsakızı yaptım kendime kavak ağacının reçinesinden....

17 Mayıs 2006

...Yazın gelmesiyle birlikte içine edilecekler birer birer ortaya çıkıyor...

Milliyet gazetesinden 17.5.06
ANKARA Milliyet.
"Olimpos koruma altında Beydağları Milli Parkı'nın sınırlarının değiştirilerek bir kısmının turizm alanı ilan edilmesi kararı Danıştay'a takıldı. Mahkeme, değişiklik gerekçelerinin bilimsel olarak tespitini istedi

Danıştay 10. Dairesi, Beydağları Sahil (Olimpos) Milli Parkı'nın sınırlarının değiştirilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürütmesini durdurdu. Bölgenin doğal niteliğinin bozulup bozulmadığı sorusuna bilimsel raporlarla yanıt verilmesini isteyen 10. Daire'nin kararında, rapor geldikten sonra konunun yeniden inceleneceği kaydedildi.Türkiye Mimar ve Mühendisler Odaları Birliği Mimarlar Odası, Makine Mühendisleri Odası ve Elektrik Mühendisleri Odası Antalya şubeleri, milli parkın sınırlarını değiştiren, 2 Eylül 2005'te Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay'da dava açmıştı.10. Daire de davalı idareler Başbakanlık ile Çevre ve Orman Bakanlığı'nın savunmaları alındıktan sonra yürütmenin durdurulması istemini inceledi. Bakanlar Kurulu'ndan bazı soruların yanıtlamasını isteyen daire, bunlara yanıt aldıktan sonra konuyu yeniden incelemek kaydıyla yürütmenin durdurulmasına karar verdi. 10. Daire'nin Bakanlar Kurulu'ndan istediği bilgiler arasında şu konular yer aldı:
Cevap istenen sorular
· Bakanlar Kurulu kararı ile milli park sahası dışına çıkarılan alanların Milli Parklar Yönetmeliği'nin 5 ve 6. maddelerinde belirlenen ilke ve kriterleri yitirip yitirmediği.
· Özellikle bu alanların doğal niteliğinin bozulup bozulmadığı, ıslah edilebilir durumda olup olmadığının saptanması yönünden bölge bazında bilimsel ve teknik bir çalışma yapılıp yapılmadığı.
· Çalışma yapılmışsa içeriği."

10 Mayıs 2006

Ağır bir vuslat içinde yağıyor yağmur sokaklara ve kaldırım taşların üstüne.
Kentin sokaklarında insanlar ağır çekimde bir film gibi .Kavşaklardaki trafik lambaları sarı ışıkta yanıp sönüyorlar.Her adım atışında ayaklarının arkasından yağmur suları dizlerine kadar yükseliyor damlacıklar halinde.Bir kedi otomobil sesinden korkup çöp tenekesinden dışarıya atlıyor aceleyle. Gün ortasında şehrin en kalabalık yerinde bir cinayet işleniyor güpegündüz. Bir otomobil bütün hızıyla bir kamyonetin altına giriyor 7 kişiyle, Bir çocuk elinde silahıyla dalıyor sınıfa; terk edilmenin bütün acısını tabancanın tetiğinde bastırıyor, öğretmeninin ve arkadaşlarının gözü önünde. O donuk kırmızılık yağmur sularına, sonra sele dönüyor, çamura karışıyor. “Turşu yenmek için yapılır.” Diyerek kıyılar ve koylara temeller atılıyor, beyne kuduz virüsünün işlemesi gibi. Şehre bulutsu karanlığın altında ağır bir yağmur yağıyor. Muhabirler haber geçiyorlar anbean. İnternette haberler bir bir düşüyor önüme. Defter sayfası bir hışımla yırtılıp sökülüp atılıyor bulunduğu yerden. Vicdanlar sökülüp atılıyor yüreklerden. 6 yaşında bir çocuk racon kesiyor maket bıçağıyla arkadaşlarına, Bir kedi durduk yere ürküp, korkarak atıyor kendini duvardan aşağıya. Hızla uzaklaşıyor bulunduğu yerden. Yağmurun onu ıslatmasını aldırmıyor bile. Bir mağdur sokağa çıkamıyor, insanlar yüzüne tükürmesin diye. Fail finalin sonunda çılgınca alkışlanıyor toplum tarafından… Filmin finali beklendiği gibi olmuyor. Senarist bu konuda seyirciye şoklar yaşatıyor. Seyirci neyi alkışladığının farkında bile değil. Yönetmen her konuda doğaçlama üzerine çalışmış. Ben bu filme bir yıldız verdim. Gitmeye değmez. İzlemek zaman kaybı….
……
Sonuç ise sadece insanlık ayıbı…..

05 Mayıs 2006

dallarında salıncak, gölgesinde sedir söğüdün:
Dün akşam uzun bir süreden sonra kaval çalıştım. Re notasından hortlatıncaya kadar canım çıktı nerdeyse. Bir ara kaval hortlar gibi oldu ama. Bu iş uzun soluklu ve devamlılık istiyor. Bu arada www.sinopbizim.org sitesini ziyaret ederek destek mesajı bıraktım. Onlarda bunun karşılığında güzel bir Sinop türküsü hediye ettiler...
...
Ya bu nükleer santral o kadar faydalıysa bunu önce kendi evlerine kursunlar canım. Nasıl olsa bir olay oldumuydu hemen çıkıp, "-bak ben içiyorum bir şey olmuyor." demesini biliyorlar. Biz artık kaşarlandık bu konularda. Öyle hemen inanmayız artık. Pışık yani. Önce kurun kardeşim evinize bahçenize yada çocuk odanıza bir kaç yıl çalıştırın baktık ki bir şey olmuyor, biz de kurmazsak sizin gibi olalım yani!...
...
Geçenlerde çalıştığım okulda bir öğretmen arkadaş sınıfında gaza gelip "Çocuklar Türk`ün Türk`ten başka dostu yoktur. Herkes bize düşman." demiş. Sınıfında da çok sevimli ve akıllı bir kızımız var. Ailesi Saddam döneminde Irak`tan gelmiş. Kız da söz alarak birazda gücenmiş öğretmenin sözlerine şöyle demiş;
-Biz sizleri arkadaşlarımı çok seviyorum ve burada sizlerle birlikte olmaktan dolayı çok mutluyum. Şimdi ben sizin düşmanınızmıyım? Ama biz sizin düşmanınız değiliz ki. Niye düşman olalım ki." demiş.
...
Keşke çocuklar kadar duyarlı olabilsek. Bütün yetkiler onların elinde olsa, sokak lambaları çubuk şekerden olsa, yeryüzü aşkın yüzü olsa, fenamı olurdu?
...