Söğüdün gölgesine serdik minderi...
Uzun zamandır yazmaya ne gücüm ne de isteğim var. Gecenin bi yarısı kelimeler, kurgular yarasa sürüsü gibi kafamın içinde uçuşuyorlar. Ama oturup yazmak nedense içimden gelmiyor. Sadece defterime kısa notlar alıyorum, bir ressamın kara kalem taslakları gibi. Gecenin bir yarısı yada sabahın karanlığı, kaldırım taşları sökülmüş bir kenara yığılmış. Aynı yer iki yılda tam üç defa kazıldı da halen yağmur suları sel olup akıyor bu cadde de. Kazıyorsunuz kapatıyorsunuz. Kazı kazıklan gibi, çıkmayınca atıyorsunuz. Akıllı adam işi değil bunları düşünmek. Güzel şeyler düşünmek istiyorum. Kanadında mavi bir kelebeğin gelincik çiçeğine konması gibi, yada günler sonra haziranda yağan ilk yağmurun toprağa düştüğünde çıkardığı ses gibi. Yada uzun zamandır beklediğin birinin ayak seslerini duymak gibi, yaşamak gibi...Yada iki yanı ağaç bir patikadan sallana sallana yarı sarhoş yürümek gibi...
...
Ya, sevdalar tükense
ya umutlar;
bir kelebek ömürlü dünyada,
ne anlamı olurdu tuale koyu mavi bir deniz,
ve ortasında bir yelkenli yapmanın.
Ya son göz yaşı düşse toprağa;
bırakır mı zerdali çekirdeğini dalından.
son şarkılarını söylese kuşlar;
bir yılkı yedeğinde tayını alıp götürse,
rüzgarları arkalarına alıp en güzel otlaklara.
...( a.fuat)
...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder