05 Ağustos 2006

Gecenin yitik mavisiydi, saklanmış sevda türküleri...
Temmuz sıcağının pişirdiği tuğlaların sıcaklıkları, ağustosun birinci haftasına gelmemize rağmen,
gecenin içine kadar sızıyor. Dışarısı zaten sıcak; bir de binaların içi belli belirsiz sıcak cereyana neden oluyor...
....
Hayat kare kare ilerliyor. Sanki filmin bir sahnesinde esas kızın elinde çantası, topuklu ayakkabıları ile caddede yürürken sahnenin ağır ağır akması gibi. Yada bana mı öyle geliyor? Hani nehirler öyle aheste aheste akarlarki, sanırsın su hiç kımıldamıyor. O sırlı durgunluk sizide sarar. Suyun üzerinde küçük girdapçıklarda döne döne giden bir saman parçası gibi takılıp gideriz uzaklara. Bu plağın aynı yerde takılması gibi, baltayı oduna değilde bir önce vurduğun boşluğa tekrar vurduğun an gibi. Ya da gücün takatin kesilinceye kadar tersine yüzmek, bildiklerini, bilge Kızılderili edasıyla çocuğuna anlatmak gibi...
....
Gecenin yitik mavisinde,
Sevda türküleri söylemek sarhoş kadehlerle birlikte.
Ve bir kadehte kayıp giden yıldıza kaldırmak.
Son mezeyi paylaşmak tabağında.

Hiç yorum yok: