Yarın 1 mayıs
Bu konuda söylenecek çok şey var ama, bunları en güzel dile getiren sevgili Nazım Hikmet`tin dizeleri anlatıyor....
DAVET
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim....
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...
Nazım Hikmet RAN
30 Nisan 2006
27 Nisan 2006
26 Nisan 2006
(Emanete hiyanetlik olmaz. Hz.Adem`in mirasıdır gelecek kuşaklara dünyamız)
...
...

Nasıl yapılır, Nasıl edilir? "Bir yerin içine etmek"
Yıllardır tartışılan bir türlü de nasıl yapıldığına dair en ufak ipucu bulunamayan içine etmenin bütün yöntemlerini , yemedik içmedik, zamanımızı, paramızı ve hatta beyin hücrelerimizin telef olmasına bile aldırmadan bulduk. Nasıl oluyor, ne şekilde yapılıyor adım adım yapılan işlemlerin tam metnini aşağıya çıkardık.
....
İçine edilecek yeri tespit etmek için önce dünya mirası olarak kabul edilmiş yada gelecek kuşaklara mutlaka miras kalması gereken yerlerin listesi çıkarılır. Sonra gözler yumularak işaret parmağıyla kağıdın üzerine basılır.Edilecek yere ne edileceği ( Nükleer santral,baraj, termik santral, siyanürle altın arama, denizin dibine kadar otel yapma, golf sahası yapma, galataport yapma, vs) aynı yöntemle seçilir. Seçilen yere kalabalık bir bilir kişi heyeti aileleriyle beraber 10-15 günlüğüne gönderilir. Meskun mahale ulaşınca geziler yapılır, mangallar yakılır, bol bol yenilir ve içilir. Daha sonra yüksekçe bir tepeye çıkılır, etraf iyice gözetlenir, çevrede kimsenin olmadığına kanaat getirilince yavaşça pantalon çıkarılır, rüzgarın geldiği yön iyice tespit edildikten sonra oraya doğru sırt dönülür ve çömelinir. Baş hafif gökyüzüne dönük bir biçimde fazla ıkınmadan rahat bir şekilde edilir. Artık ilk aşama gerçekleşmiş, edilecek yer işaretlenmiş, mevkii belirlenmiş olur. İşin en zor kısmı aşılmıştır. Bundan sonrası çantada keklik, tavada sucuklu yumurtadır. Hazırda varsa bir şirkete ihale edilir. İlk kazma zaten oradayken toprağa vurulurki bereketi kaçmasın...
Bize de düşen görev radyasyonun azı şöyle faydalıdır, böyle faydalıdır, hatta böbrek taşlarına bile iyi geliyormuş, cinsel gücü artırıyormuş söylemlerine inanıp daha önce içtiğimiz 4 bardak çayı, fazla mal göz çıkarmaz deyip 10-15 bardağa çıkarmak olacaktır.......
Zaten şu ormanlar ve ağaçlar da ayrı bir dert. Sonbaharda yaprak dökerler, üstüne üstlük birde üstlerine kuş konar, gölge yaparlar. Birde büyüyünce tam villa yapacağınız yerde orman olurlar ki B2 yasası çıkaracağım diye uğraşır durursun. Bu arada çimento ve işçilik fiyatlarıda artar, masraf çoğalır. En iyisi plastik renkli ağaçlardır. İstediğin yere dikersin. Sulama derdi yok. Orman oldu sıkıntısı yok. Beğenmedin mi yerini? Sökersin biraz yana kaydırırsın, kökü bozuldu da kurudu derdi yok. Hem bir sefer masraf yaparsın 5-6 bin dolar, yıllarca kullanırsın be azizim.
Akıllı olmak lazıııımm........
25 Nisan 2006
"Sokakta dolaşırken etrafına iyi bak. Kendini güvende hissedeceksin."
Bu gün trt1 de gazeteci Suna Avar`1n Küba ile ilgili hazırladığı programda bir Küba`lı gururla gazeteciye; "sokakta dolaşırken etrafına iyi bak. Kendini güvende hissedeceksin." Diyor. Bu sözleri söylerken gözlerindeki samimiyet ve mutluluğu görmemek mümkün değil...
Bizde ise bırakın bir yabancıya bunları söylemek kalabalık bir şehirde dolaşırken sürekli cüzdanımı kontrol etmeden yürüyemiyorum.
....
Ağaçlar yapraklandı yaz geldi diye beklerken yine soğuklar hafiften bize kaldı. Bu gün 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı dolayısıyla okullar tatildi. Zaten gece geç vakit Ankara`dan eve gelmiştim. Sabah telefonumda şube örgütlenme sekreterimiz Mehmet`in çağrısı var. Nasıl olsa okullar tatil, ben de evde yalnızım, bu yüzden büyük ihtimal kahvaltıya çağıracak galiba diyerek hemen ben onu aradım. Kendisinin tahlilleri için hastanede buluduğunu ve çıkmak üzere olduğunu, hazırlanmam gerektiğini çünkü bugün tatil olmayan liseleri gezmeye gideceğimizi bir çırpıda söyledi. Ben de o zaman sen kahvaltıya gel dedim. O`da gelirken ekmek alayım mı? Dedi...
....
Yaz Akdenize gül mevsiminde bülbülleriyle birlikte gelir. Evimizin hemen bitişiği gül bahçesidir.Hani o Isparta gülü diye bildiğimiz güllerden. Pencerem hep açık olur, haziran gecelerine ay düştüğünde. Toroslardan binbir otun, çiçeğin, kekiğin kokusunu kucaklayıp gelen gece meltemi küçük dokunuşlarla tül perdeyi dans ettirir. Gül bahçesine yuva yapmış bülbül de sabahın ışıkları sökmeye yüz tutmadan önce seronomisine başlar ilk çiğ düşmeden yaprağa. Bir taraftan gecenin sesizliğini yırtan bir şarkı, bir yandan dağ meltemi, hep mavi düşler görürüm, bazen de söğüt dallarının gecenin karanlığında sarmaş dolaş olmasını...
Bu gün trt1 de gazeteci Suna Avar`1n Küba ile ilgili hazırladığı programda bir Küba`lı gururla gazeteciye; "sokakta dolaşırken etrafına iyi bak. Kendini güvende hissedeceksin." Diyor. Bu sözleri söylerken gözlerindeki samimiyet ve mutluluğu görmemek mümkün değil...
Bizde ise bırakın bir yabancıya bunları söylemek kalabalık bir şehirde dolaşırken sürekli cüzdanımı kontrol etmeden yürüyemiyorum.
....
Ağaçlar yapraklandı yaz geldi diye beklerken yine soğuklar hafiften bize kaldı. Bu gün 23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı dolayısıyla okullar tatildi. Zaten gece geç vakit Ankara`dan eve gelmiştim. Sabah telefonumda şube örgütlenme sekreterimiz Mehmet`in çağrısı var. Nasıl olsa okullar tatil, ben de evde yalnızım, bu yüzden büyük ihtimal kahvaltıya çağıracak galiba diyerek hemen ben onu aradım. Kendisinin tahlilleri için hastanede buluduğunu ve çıkmak üzere olduğunu, hazırlanmam gerektiğini çünkü bugün tatil olmayan liseleri gezmeye gideceğimizi bir çırpıda söyledi. Ben de o zaman sen kahvaltıya gel dedim. O`da gelirken ekmek alayım mı? Dedi...
....
Yaz Akdenize gül mevsiminde bülbülleriyle birlikte gelir. Evimizin hemen bitişiği gül bahçesidir.Hani o Isparta gülü diye bildiğimiz güllerden. Pencerem hep açık olur, haziran gecelerine ay düştüğünde. Toroslardan binbir otun, çiçeğin, kekiğin kokusunu kucaklayıp gelen gece meltemi küçük dokunuşlarla tül perdeyi dans ettirir. Gül bahçesine yuva yapmış bülbül de sabahın ışıkları sökmeye yüz tutmadan önce seronomisine başlar ilk çiğ düşmeden yaprağa. Bir taraftan gecenin sesizliğini yırtan bir şarkı, bir yandan dağ meltemi, hep mavi düşler görürüm, bazen de söğüt dallarının gecenin karanlığında sarmaş dolaş olmasını...
18 Nisan 2006
16 Nisan 2006
Nisan yağmurları yağar gözlerimin içine:
Ne güzel yağıyor yeni bahar yağmurları toprağa. Bir sevgilinin, sevgilisine dokunuşu gibi okşuyor her damlası düştüğü yeri. Sanki ıslatmaktan utanıyor gibi düşüyor avuçlarımın içine. Uzak sevdaların kokusunu bırakıyor her nefes çektiğim havaya...
...
İlk önce bademler donandı çiçeklerini yaşama dair. İlk öncü leylekler en yakın ovayı mesken tuttular. Birden patlayıverdi söğüdün yaprakları ve su yürüdü kavakların dallarına. Bir çocuk gülümsedi erik ağacına konan serçeye. Her şeye inat kaldırım taşlarının kenarından bir ot uzattı başını rüzgara, başka bir yaşamın varlığına inat.
...
Toprağa güneş dokundu. Şubat ayında bir pazar günü gittiğimiz yerde toprağa gömdüğüm bademler yaprak verdiler. Ne kadar da güzel söylüyor doğa her bahar geldiğinde bu türküyü:
"Başka bir dünya mümkün." diye....
Ne güzel yağıyor yeni bahar yağmurları toprağa. Bir sevgilinin, sevgilisine dokunuşu gibi okşuyor her damlası düştüğü yeri. Sanki ıslatmaktan utanıyor gibi düşüyor avuçlarımın içine. Uzak sevdaların kokusunu bırakıyor her nefes çektiğim havaya...
...
İlk önce bademler donandı çiçeklerini yaşama dair. İlk öncü leylekler en yakın ovayı mesken tuttular. Birden patlayıverdi söğüdün yaprakları ve su yürüdü kavakların dallarına. Bir çocuk gülümsedi erik ağacına konan serçeye. Her şeye inat kaldırım taşlarının kenarından bir ot uzattı başını rüzgara, başka bir yaşamın varlığına inat.
...
Toprağa güneş dokundu. Şubat ayında bir pazar günü gittiğimiz yerde toprağa gömdüğüm bademler yaprak verdiler. Ne kadar da güzel söylüyor doğa her bahar geldiğinde bu türküyü:
"Başka bir dünya mümkün." diye....
14 Nisan 2006
Ağır metalli suyla duş yaptım, çok iyi geldi vallaaa! 
Son bir hafta içerisinde çevremde ve ülkemde yaşananları bana makul sebeplerini de bularak anlayan ve anlatabilecek birinin var olup olmadğını merak ediyorum. Binlerce yıldır onlarca uygarlığa beşiklik etmiş bu topraklarda siyanürle altın aranması, zehirli toksit maddelerin, ağır metal içeren atıkların içme ve yer altı sularına pompalanması, nükleer santralin Sinop`a kurulmak istenmesi, öldürme , yaralama, gasp, çeteleşme gibi olayların artık ilköğretim okullarında görülmesi, bir başbakanın çöp gibi süpürülüp bir deliğe atılmaması hatta bu başbakandan yararlanılması, yeni sosyal güvenlik yasasının kabul edilmesi, yollarda halen sürücülerin milyonlarca kaza haberlerine rağmen şizofrenik biçimde otomobil kullanmaları, kaldırımlara dahi çıkıp insanları sinek gibi ezmeleri, bir bakanın çıkıp fakirlere; "sizde zeytini bir lokmada yemeyverin canım " diyerek bir tane kara zeytinin nasıl yenmesi gerektiğini göstermesi......
....
....
Bütün bunları üst üste koyunca kendimi 70 milyonluk bir denek örnekleminin içindeymişim gibi hissediyorum. Birileri sanki tahammül ve yaşama direncimizi ölçüyor gibi. Tepkileri değerlendirerek verdikleri dozu her geçen gün artırıyorlar. İnsanlar kanser vakalarından dolayı patır patır dökülüyorlar. Bugün yaşayan ve hatta gelecek kuşakları bile yüzlerce yıl etkiyecek olan atıkları toprağa gömen sevgili iş adamımızı, sevgili bakan açıklamıyor.
....
....
Eğer ki bütün bunlar matrix` se hemen biri en yakın telefonu çaldırsın. Karabasan görüyorsam, hemen uyanayım. Ama ya gerçekse. Yok canım bu kadar da gerçek olurmu? Ben kesin gerçek hayatla düşleri karıştırıyorum galiba yorgunluktan. Pardon bir saniye galiba telefonum çalı................

Son bir hafta içerisinde çevremde ve ülkemde yaşananları bana makul sebeplerini de bularak anlayan ve anlatabilecek birinin var olup olmadğını merak ediyorum. Binlerce yıldır onlarca uygarlığa beşiklik etmiş bu topraklarda siyanürle altın aranması, zehirli toksit maddelerin, ağır metal içeren atıkların içme ve yer altı sularına pompalanması, nükleer santralin Sinop`a kurulmak istenmesi, öldürme , yaralama, gasp, çeteleşme gibi olayların artık ilköğretim okullarında görülmesi, bir başbakanın çöp gibi süpürülüp bir deliğe atılmaması hatta bu başbakandan yararlanılması, yeni sosyal güvenlik yasasının kabul edilmesi, yollarda halen sürücülerin milyonlarca kaza haberlerine rağmen şizofrenik biçimde otomobil kullanmaları, kaldırımlara dahi çıkıp insanları sinek gibi ezmeleri, bir bakanın çıkıp fakirlere; "sizde zeytini bir lokmada yemeyverin canım " diyerek bir tane kara zeytinin nasıl yenmesi gerektiğini göstermesi......
....
....
Bütün bunları üst üste koyunca kendimi 70 milyonluk bir denek örnekleminin içindeymişim gibi hissediyorum. Birileri sanki tahammül ve yaşama direncimizi ölçüyor gibi. Tepkileri değerlendirerek verdikleri dozu her geçen gün artırıyorlar. İnsanlar kanser vakalarından dolayı patır patır dökülüyorlar. Bugün yaşayan ve hatta gelecek kuşakları bile yüzlerce yıl etkiyecek olan atıkları toprağa gömen sevgili iş adamımızı, sevgili bakan açıklamıyor.
....
....
Eğer ki bütün bunlar matrix` se hemen biri en yakın telefonu çaldırsın. Karabasan görüyorsam, hemen uyanayım. Ama ya gerçekse. Yok canım bu kadar da gerçek olurmu? Ben kesin gerçek hayatla düşleri karıştırıyorum galiba yorgunluktan. Pardon bir saniye galiba telefonum çalı................
12 Nisan 2006
Salınmak rüzgarda, bir ağaç dalı gibi.
Hayat bazen çok karmaşık bazen de olabildiğince bir kaynak suyu kadar duru olabiliyor.Fizik bilginleri, uzayda kütlesi olan her cisim zamanı ve ışığı büker diyorlar. Bu günlerde zaman kavramı bende iyice yavaşladı. Yoksa ben mi yavaşladım?
...
Bu gün sendikamız için örgütlenme ve yeni üye yapmak için gezi yaptık. Öğretmenlerin bir kısmı nerede nezaman ve nasıl yaşadıklarını bile farkında değil. Matrix olmuşlar, dünyayla bağlantıyı kesmişler. Yada bizim uzayın derinliklerine gönderdiğimiz sinyaller ellerine henüz ulaşmamış. Mecburen bekliycez.
....
Yıllar önceydi ilkokul 3. yada 4. sınıfa gidiyordum. Babam her ilkbahar başlangıcında elinde aşı bıçağı ve fidanlarla bahçeyi dolaşır kah erik fidanı aşılar , kah ceviz fidanı dikerdi. Biryandan da bun 4 sene sonra yiyeceğiz, cevizi 7 sene sonra toplayacağız derdi. Bizde çocuk aklımızla teee 5 sene olacakta ceviz yiyeceğiz. Şimdi yiyemedikten sonra ne anlamı var diye düşünürdük. Şimdi o ağaçların dallarında dolaşıyor, yazın kiraz mevsiminde kirazlarını dalından yiyoruz. Şimdi de torunları için bir şeyler dikiyormuş. Ellerin dert görmesin, ellerine sağlık. Nisanın sonu mayıs, mayısın sonu yaz tatili......
....
Hayat bazen çok karmaşık bazen de olabildiğince bir kaynak suyu kadar duru olabiliyor.Fizik bilginleri, uzayda kütlesi olan her cisim zamanı ve ışığı büker diyorlar. Bu günlerde zaman kavramı bende iyice yavaşladı. Yoksa ben mi yavaşladım?
...
Bu gün sendikamız için örgütlenme ve yeni üye yapmak için gezi yaptık. Öğretmenlerin bir kısmı nerede nezaman ve nasıl yaşadıklarını bile farkında değil. Matrix olmuşlar, dünyayla bağlantıyı kesmişler. Yada bizim uzayın derinliklerine gönderdiğimiz sinyaller ellerine henüz ulaşmamış. Mecburen bekliycez.
....
Yıllar önceydi ilkokul 3. yada 4. sınıfa gidiyordum. Babam her ilkbahar başlangıcında elinde aşı bıçağı ve fidanlarla bahçeyi dolaşır kah erik fidanı aşılar , kah ceviz fidanı dikerdi. Biryandan da bun 4 sene sonra yiyeceğiz, cevizi 7 sene sonra toplayacağız derdi. Bizde çocuk aklımızla teee 5 sene olacakta ceviz yiyeceğiz. Şimdi yiyemedikten sonra ne anlamı var diye düşünürdük. Şimdi o ağaçların dallarında dolaşıyor, yazın kiraz mevsiminde kirazlarını dalından yiyoruz. Şimdi de torunları için bir şeyler dikiyormuş. Ellerin dert görmesin, ellerine sağlık. Nisanın sonu mayıs, mayısın sonu yaz tatili......
....
09 Nisan 2006
Otobüslerde uzun ve uzak yolculuklar yaşadık.
Her insan mutlaka yaşamında otobüslerle herhangi bir yere gitmiştir. Görevim gereği uzun yıllar otobüslerle seyahat ettim. Yollculuklarımda soluk kent ışıklarının altında evlerinde oturan insanlar aklıma gelirdi nedense. Islak asfaltın sesi , yağmurun camlara dokunuşu beni daha da uzak yerlere götürürdü otobüsle beraber. Karadenize gidişimde ve tekrar dönüşümde mutlaka yağmur olurdu.Yağmur oralarda daha bir başka yağar. Daha bir zariftir yağmur karadenizde. Trabzon`dan her otobüse binişimde özellikle cam kenarında oturmayı tercih ettim. Özellikle haziran ayında akşam üzerileri yolculuğun o gizemli atmosferini yaşamak ayrı bir keyifti. Karadenizin üzerinde güneş batarken eğer şanslıysanız birde manzaraya yunuslar eklenince görüntü daha da muhteşem olur.
Yol boyunca her dönülen virajın arkasından yeni bir doğa harikasının çıkması, yeşil yamaçların ve karadenize özgü o deniz renginin güneşle beraber dalgalanması keyfine doyum olmaz bir senfoni sunar size. Ne yazık ki en son gittiğimde sahile yapılan otoban bu güzellikleri birbirinden kesin bir çizgi ile ayırmış. Yamaçlarda ki ağaçların bir an sizi kucaklayacakmış gibi duran dallarıda uzaklaşmış sizden....
Aslında uzak yolculukların en büyük handikaplarından birisi kiminle yolculuk yaptığınızdır. Yalnız yolculuk ediyorsanız yan koltuğa oturan kişiyle yolculuğun keyifli yada uzadıkça uzayan bir yolculuğa dönüşme ihtimali de vardır. Nedense yolculuklarda pek sohbet etmesini sevmem. Çevreyi izlemek beni daha çok mutlu eder.
Bir arkadaşım anlatmıştı: Kendisi Ağrı`dan gelirken yanına yaşlı bir adam oturmuş. Yolculuk uzun, Ağrı - Antalya arası neredeyse bir buçuk gün. Adam daha oturur oturmaz koltuğunu hafifçe arkaya yaslayıp
- Yolculuk nere hemşerim. Deyince, arkadaş hiç tereddüt etmeden cevaplamış:
- No Törkiş! No Törkiş!
..........
........
Bu yolculuklarda yeni arkadaşlıklar kurulur, adresler telefonlar alınır. Mutlaka görüşelim, buluşalım denilir. Yada "kesin bekliyorum ha, ne zaman istersen gel " denir ama nedense her yolculuğun sonunda unutulur. Belkide sigara paketlerinin üstüne yazılan o adresler veya telefonlar son sigara da içilip bir yol kenarına atılınca sadece kilometre taşlarına kalıyor bu arkadaşlıklar....
Her insan mutlaka yaşamında otobüslerle herhangi bir yere gitmiştir. Görevim gereği uzun yıllar otobüslerle seyahat ettim. Yollculuklarımda soluk kent ışıklarının altında evlerinde oturan insanlar aklıma gelirdi nedense. Islak asfaltın sesi , yağmurun camlara dokunuşu beni daha da uzak yerlere götürürdü otobüsle beraber. Karadenize gidişimde ve tekrar dönüşümde mutlaka yağmur olurdu.Yağmur oralarda daha bir başka yağar. Daha bir zariftir yağmur karadenizde. Trabzon`dan her otobüse binişimde özellikle cam kenarında oturmayı tercih ettim. Özellikle haziran ayında akşam üzerileri yolculuğun o gizemli atmosferini yaşamak ayrı bir keyifti. Karadenizin üzerinde güneş batarken eğer şanslıysanız birde manzaraya yunuslar eklenince görüntü daha da muhteşem olur.
Yol boyunca her dönülen virajın arkasından yeni bir doğa harikasının çıkması, yeşil yamaçların ve karadenize özgü o deniz renginin güneşle beraber dalgalanması keyfine doyum olmaz bir senfoni sunar size. Ne yazık ki en son gittiğimde sahile yapılan otoban bu güzellikleri birbirinden kesin bir çizgi ile ayırmış. Yamaçlarda ki ağaçların bir an sizi kucaklayacakmış gibi duran dallarıda uzaklaşmış sizden....
Aslında uzak yolculukların en büyük handikaplarından birisi kiminle yolculuk yaptığınızdır. Yalnız yolculuk ediyorsanız yan koltuğa oturan kişiyle yolculuğun keyifli yada uzadıkça uzayan bir yolculuğa dönüşme ihtimali de vardır. Nedense yolculuklarda pek sohbet etmesini sevmem. Çevreyi izlemek beni daha çok mutlu eder.
Bir arkadaşım anlatmıştı: Kendisi Ağrı`dan gelirken yanına yaşlı bir adam oturmuş. Yolculuk uzun, Ağrı - Antalya arası neredeyse bir buçuk gün. Adam daha oturur oturmaz koltuğunu hafifçe arkaya yaslayıp
- Yolculuk nere hemşerim. Deyince, arkadaş hiç tereddüt etmeden cevaplamış:
- No Törkiş! No Törkiş!
..........
........
Bu yolculuklarda yeni arkadaşlıklar kurulur, adresler telefonlar alınır. Mutlaka görüşelim, buluşalım denilir. Yada "kesin bekliyorum ha, ne zaman istersen gel " denir ama nedense her yolculuğun sonunda unutulur. Belkide sigara paketlerinin üstüne yazılan o adresler veya telefonlar son sigara da içilip bir yol kenarına atılınca sadece kilometre taşlarına kalıyor bu arkadaşlıklar....
06 Nisan 2006
Koşsam ancak asma dalları tutar beni:
Her gece aynı tepeye çıkıyorum. Aşağıdan ılık bir rüzgar esiyor. Rüzgarın içinde kekik ve çam kokuları karışık. Koşmaya başlıyorum tepe aşağı. Bir kuş kadar hafifim ve ayaklarımın altındaki çimler rüzgarda o kadar güzel dansediyorlar ki. Kollarım iki yana açık hızla heyecanla koşuyorum, koşuyorum, ılık rüzgar göğsümü ve ciğerlerimi dolduruyor. Sanki kuş olmuşum bulutlarda koşuyorum. Dönüp bakıyorum arkama yolu yarılamamışım bile. Bir yerlere geç kaldığımı hissediyorum tekrar koşmaya başlıyorum içimde garip bir heyecanla..Uyanmadan ellerimle nerede olduğumu yokluyorum. Yataktayım. Hayırdır inşallah.
Her gece aynı tepeye çıkıyorum. Aşağıdan ılık bir rüzgar esiyor. Rüzgarın içinde kekik ve çam kokuları karışık. Koşmaya başlıyorum tepe aşağı. Bir kuş kadar hafifim ve ayaklarımın altındaki çimler rüzgarda o kadar güzel dansediyorlar ki. Kollarım iki yana açık hızla heyecanla koşuyorum, koşuyorum, ılık rüzgar göğsümü ve ciğerlerimi dolduruyor. Sanki kuş olmuşum bulutlarda koşuyorum. Dönüp bakıyorum arkama yolu yarılamamışım bile. Bir yerlere geç kaldığımı hissediyorum tekrar koşmaya başlıyorum içimde garip bir heyecanla..Uyanmadan ellerimle nerede olduğumu yokluyorum. Yataktayım. Hayırdır inşallah.
05 Nisan 2006
Söğüdün gölgesinden görünenler:
Her geçen gün yeni güzelliklerin farkında olmanın, yaşamın kıyısından uzaklara bakmanın anlamını algıladıkça yaşamanında farkına varıyor insan. Benim bu düşüncelerimin felsefede karşılığı tam olarak nedir bilmiyorum ama ben bunu yaşadığım anın yeniden keşfi olarak görüyorum.
Ani bir değişiklikle bilgisayarımdaki lan bağlantısını söküp usb kabloya çevirdim. Bazı otoriteler lan bağlantısının daha hızlı olduğunu, bazılarıda usb bağlantısının hızlı olduğunu söylüyorlardı. Fazlaca bir fark şimdilik algılayamadım ama bakalım önümüzdeki zaman neyi gösterecek.
Bu blog işine beni ve diğer bir kaç öğretmen arkadaşıda bulaştıran sevgili Erhan`da bu arada beni linkten silmiş. Niye! Hergün yazamıyormuşum. Yazma olayı bende kaval çalmaya benziyor. Eğer keyfim yoksa ne kadar uğraşırsam uğraşayım kavaldan iyi bir ses alamıyorum.
Bu yüzden de her zaman tadında olmuyor.
Sevgili dostum Erhan;
" benhayattayken.blogspot.com" da blog olayının bütün inceliklerini sergileyerek bir sürü güzellik yapmış. Hele çizgi bantlarına bayılıyorum. Bu günlük söğüt gölgesinde bu kadar dinlenme yeter......
Her geçen gün yeni güzelliklerin farkında olmanın, yaşamın kıyısından uzaklara bakmanın anlamını algıladıkça yaşamanında farkına varıyor insan. Benim bu düşüncelerimin felsefede karşılığı tam olarak nedir bilmiyorum ama ben bunu yaşadığım anın yeniden keşfi olarak görüyorum.
Ani bir değişiklikle bilgisayarımdaki lan bağlantısını söküp usb kabloya çevirdim. Bazı otoriteler lan bağlantısının daha hızlı olduğunu, bazılarıda usb bağlantısının hızlı olduğunu söylüyorlardı. Fazlaca bir fark şimdilik algılayamadım ama bakalım önümüzdeki zaman neyi gösterecek.
Bu blog işine beni ve diğer bir kaç öğretmen arkadaşıda bulaştıran sevgili Erhan`da bu arada beni linkten silmiş. Niye! Hergün yazamıyormuşum. Yazma olayı bende kaval çalmaya benziyor. Eğer keyfim yoksa ne kadar uğraşırsam uğraşayım kavaldan iyi bir ses alamıyorum.
Bu yüzden de her zaman tadında olmuyor.
Sevgili dostum Erhan;
" benhayattayken.blogspot.com" da blog olayının bütün inceliklerini sergileyerek bir sürü güzellik yapmış. Hele çizgi bantlarına bayılıyorum. Bu günlük söğüt gölgesinde bu kadar dinlenme yeter......
merhaba baharımın göçmen kuşları..

merhaba yeni baharın ilk günü,
bahçemdeki erik ağacı,
sabahlarımın simitçi çocuğu merhaba.
havada gördüğüm ilk leylek,
merhaba penceremden sızan güneş.
doğurgan ilkbaharın, ilk çiçekleri,
hüzün ve sevinç, gece ve gündüz,
yaşamın bütün güzellikleri merhaba.
mutlu olmak için yeniden doğmak gerekir ilkbaharla
yeniden su yürüdüğünde söğüdün dallarına,
yeşeren ilk yapraklarada kocaman bir merhaba.

merhaba yeni baharın ilk günü,
bahçemdeki erik ağacı,
sabahlarımın simitçi çocuğu merhaba.
havada gördüğüm ilk leylek,
merhaba penceremden sızan güneş.
doğurgan ilkbaharın, ilk çiçekleri,
hüzün ve sevinç, gece ve gündüz,
yaşamın bütün güzellikleri merhaba.
mutlu olmak için yeniden doğmak gerekir ilkbaharla
yeniden su yürüdüğünde söğüdün dallarına,
yeşeren ilk yapraklarada kocaman bir merhaba.
Gölgeyi tutmak.......
Geçen gün yüzyılın son tam güneş tutulmasını yolda Ankara`ya giderken izledim. Güneşin önü ay tarafından kapatılırken yolun kenarında arabayı park ettikten sonra tutulmayı izlemek isterken birden gölgemi fark ettim. Harika bir görüntüydü. Hayatım boyunca bir gölgenin bu kadar net bir şekilde ve simsiyah olması beni büyülemişti. Eşim tutulmayı izlerken ben kendi gölgemi hayranlıkla seyrediyordum.Yutkunurken ki boğazımda ki hareketleri bile görebiliyordum. Karanlıktaki gölgeler çok harikaydı. Bu görüntüleri hayatım boyunca unutamayacağım. Ayrıca rüzgarın havada savurduğu tozlar muhteşem bir seronomi yaratıyorlardı. Bu sanki rüzgarı görmek gibi bir şeydi.Harika bir 4 dakika yaşadım diyebilirim.
Geçen gün yüzyılın son tam güneş tutulmasını yolda Ankara`ya giderken izledim. Güneşin önü ay tarafından kapatılırken yolun kenarında arabayı park ettikten sonra tutulmayı izlemek isterken birden gölgemi fark ettim. Harika bir görüntüydü. Hayatım boyunca bir gölgenin bu kadar net bir şekilde ve simsiyah olması beni büyülemişti. Eşim tutulmayı izlerken ben kendi gölgemi hayranlıkla seyrediyordum.Yutkunurken ki boğazımda ki hareketleri bile görebiliyordum. Karanlıktaki gölgeler çok harikaydı. Bu görüntüleri hayatım boyunca unutamayacağım. Ayrıca rüzgarın havada savurduğu tozlar muhteşem bir seronomi yaratıyorlardı. Bu sanki rüzgarı görmek gibi bir şeydi.Harika bir 4 dakika yaşadım diyebilirim.
04 Nisan 2006
söğüt gölgesine düşenler...
Bu gün yazacak hiç bir şey gelmiyor aklıma. oysa bilgisayarın başına oturmadan onlarca yazılacak yazı vardı aklımda. Kendimi bilgisayarın başında bulunca yazacaklarımın hepsinin heyecanı birden bire ortadan kayboluyor. Ben ise siyah mürekkepli dolma kalemlerle yazmayı daha çok seviyorum galiba. Biraz önce sıkıntıdan kitaplığı karıştırırken eski notlarımı buldum. Mürekebin bir ruhu var gibi geldi bana. Ya da bana öyle geldi gecenin bu saatinde.
Öğleyin okulda yine arkadaşlarla sohbet ederken beynimizi meşgul edecek ne kadar tırıvırı şeylerin olduğunu konuştuk. Altı aydır ekdersler artıyor, 40 verdik 50 aldık, 80 verdik derken birde ekderslere verdikleri 1,5 ytl lik zammın 1 temmuzdan itibaren yapılacağını söylemezlermi? Offfffff..... ya yazın öğretmenler zaten tatile gidiyor kardeşim ek dersi 1 temmuzda ne yapsınlar ki? Değil mi? Hadi eylülden itibaren deseniz içimiz rahat olacak ama temmuzdan denince daha erken vermiş gibi oluyor herhalde. Esnaf ve ev sahipleri de bize her ay 40 ytl seyanen 320 ytl de ekders zammı veriyorlar diye ha bire sıkıştırmıyorlar mı? İşte yaşam işte adrenalin ve heyecan.
Bahar geldi ya söğütlerde yaprak açtı. Söğüt gölgelerinin tadına doyum olmaz bundan sonra.
Bu gün yazacak hiç bir şey gelmiyor aklıma. oysa bilgisayarın başına oturmadan onlarca yazılacak yazı vardı aklımda. Kendimi bilgisayarın başında bulunca yazacaklarımın hepsinin heyecanı birden bire ortadan kayboluyor. Ben ise siyah mürekkepli dolma kalemlerle yazmayı daha çok seviyorum galiba. Biraz önce sıkıntıdan kitaplığı karıştırırken eski notlarımı buldum. Mürekebin bir ruhu var gibi geldi bana. Ya da bana öyle geldi gecenin bu saatinde.
Öğleyin okulda yine arkadaşlarla sohbet ederken beynimizi meşgul edecek ne kadar tırıvırı şeylerin olduğunu konuştuk. Altı aydır ekdersler artıyor, 40 verdik 50 aldık, 80 verdik derken birde ekderslere verdikleri 1,5 ytl lik zammın 1 temmuzdan itibaren yapılacağını söylemezlermi? Offfffff..... ya yazın öğretmenler zaten tatile gidiyor kardeşim ek dersi 1 temmuzda ne yapsınlar ki? Değil mi? Hadi eylülden itibaren deseniz içimiz rahat olacak ama temmuzdan denince daha erken vermiş gibi oluyor herhalde. Esnaf ve ev sahipleri de bize her ay 40 ytl seyanen 320 ytl de ekders zammı veriyorlar diye ha bire sıkıştırmıyorlar mı? İşte yaşam işte adrenalin ve heyecan.
Bahar geldi ya söğütlerde yaprak açtı. Söğüt gölgelerinin tadına doyum olmaz bundan sonra.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


