Yılkı Atlarının Ardından
Zaman bir köy yolunda ilerleyen kamyonun ardından savrulup giden toz bulutu gibi bizi peşinden umarsız bir şekilde sürükleyip götürüyor. Bu hızlı savruluş esnasında her yaşadığımız geride acı yada tatlı bir etki bırakıyor. Özellikle kaybedişler ve onların acılarını hissetmek. Gün geçtikçe ağırlaşan özlenişler yaşatıyor insana. Yakın zamanlarda çok yakınımda ve çok sevdiğim dostlarımı kaybetmenin göz yaşlarını yaşadım. Necdet bacanağın o hep gülümseyen yüzünü gördüm giderken bile. Cansız bedeninde hala canlı gülümsemesi, platin saçları ve yumuk elleriyle halen telefonumda kayıtlı duran numarasıyla bile halen inanası gelmiyor insanın. Şimdi hep sevdiği yerlere en güzel yerden bakıyor, bir dağın eteklerinden ödemiş`e....
......
Yılkı atları yakınızda olsun. Rüzgarda savrulan yelelerine tutunun ve koyverin kendinizi dağların yamaçlarına....
11 Ocak 2008
08 Haziran 2007
Göğsüme vura vura çürüttüm SoL yanımı hey......
Yaz sıcağı küresel ısınma sıcağı ile birleşince insan tepesinde çıraların yandığını hissediyor. Bu sıcaklara birde seçimler eklenince ortam kızgın kızartma tavası gibi oldu.
.....
akp yenilenip solumsulaşırken, chp de baykal firenleri patlamış kamyon şoförlerinin arabayı sağa yatırıp kendilerini kurtarması gibi olayı kurtarmaya çalışıyor. Yada zaten yıllardır beni yanlış anladınız biz zaten en iyi sağcı, milliyetçi, darbeciyiz diyor. Ama gel gör ki kabullenilmiş çaresizlik içinde insanlar (liberal solumsular, sosyal demokratlar) halen chp nin solcu olduğunu inadına savunuyorlar.
Yaz sıcağı küresel ısınma sıcağı ile birleşince insan tepesinde çıraların yandığını hissediyor. Bu sıcaklara birde seçimler eklenince ortam kızgın kızartma tavası gibi oldu.
.....
akp yenilenip solumsulaşırken, chp de baykal firenleri patlamış kamyon şoförlerinin arabayı sağa yatırıp kendilerini kurtarması gibi olayı kurtarmaya çalışıyor. Yada zaten yıllardır beni yanlış anladınız biz zaten en iyi sağcı, milliyetçi, darbeciyiz diyor. Ama gel gör ki kabullenilmiş çaresizlik içinde insanlar (liberal solumsular, sosyal demokratlar) halen chp nin solcu olduğunu inadına savunuyorlar.
09 Nisan 2007
Yarım Kalmış Öyküler......
Zaman zaman bir öyküye başlarsınız ve olmadık yerinde yarım bırakarak bunun geri kalanını tamamlanmasını istersiniz.Orjinal öykünün kurmacası size aittir ve asıl bölümü siz bilirsiniz.Onu tamamlayacak olan için ne dese yalan olacak bir çelişki yaşamaktır arta kalan... "Kırmızı başlıklı kız" masalını daha kahramanımız ormana girmeden ve dahi kurdumuzu tanımadan masalı yarıda bırakıp tamamlamaya çalışalım. Niye siz olsaydınız nasıl yazardınız diye. Ben olsaydım zaten yazmazdım ki... Aklıma bile gelmezdi zaten..
...Öyküler sil baştan yazılmalı. Kendilerine ait olmalılar. Hayatımıza yeni katılan Deniz Boran gibi...........
Zaman zaman bir öyküye başlarsınız ve olmadık yerinde yarım bırakarak bunun geri kalanını tamamlanmasını istersiniz.Orjinal öykünün kurmacası size aittir ve asıl bölümü siz bilirsiniz.Onu tamamlayacak olan için ne dese yalan olacak bir çelişki yaşamaktır arta kalan... "Kırmızı başlıklı kız" masalını daha kahramanımız ormana girmeden ve dahi kurdumuzu tanımadan masalı yarıda bırakıp tamamlamaya çalışalım. Niye siz olsaydınız nasıl yazardınız diye. Ben olsaydım zaten yazmazdım ki... Aklıma bile gelmezdi zaten..
...Öyküler sil baştan yazılmalı. Kendilerine ait olmalılar. Hayatımıza yeni katılan Deniz Boran gibi...........
25 Ekim 2006
Şeker Bayramınıda geride bıraktık.
Bayramda çocuklar kadar şenmiydik değilmiydik bilemiyorum. Tatil boyunca Çorum`daydık. Bir yere gidemedik. Bizede kimse gelmedi. Kapı girişinde stokladığımız bozukluklar tekrar gazete, ekmek almak için bize kaldı.Bir de beş günlük tam dinlenilmiş bir tatil.
...
Bayram süresince tv izlememeye dikkat ettik. Ancak internetten gazete ve haber başlıklarını takip edince ülke ve dünya gündemi sık sık midemin kalkmasına neden oldu.Ülke gündemi ıyyyyyy,öğğğğk.
...
Son yazında tatili bitmiş, havalar soğuyacakmış. Bütün hafta boyunca evde izalasyon çalışması ile kışa karşı ilk önlemlerimizi aldık. Gerisini Rusyadan gelecek gaza havale ettik.Eskiler derki kavaklar yukarıdan yaprakları sararırsa yada ayva az olursa kış iyi geçer!
...
...
Bayramda çocuklar kadar şenmiydik değilmiydik bilemiyorum. Tatil boyunca Çorum`daydık. Bir yere gidemedik. Bizede kimse gelmedi. Kapı girişinde stokladığımız bozukluklar tekrar gazete, ekmek almak için bize kaldı.Bir de beş günlük tam dinlenilmiş bir tatil.
...
Bayram süresince tv izlememeye dikkat ettik. Ancak internetten gazete ve haber başlıklarını takip edince ülke ve dünya gündemi sık sık midemin kalkmasına neden oldu.Ülke gündemi ıyyyyyy,öğğğğk.
...
Son yazında tatili bitmiş, havalar soğuyacakmış. Bütün hafta boyunca evde izalasyon çalışması ile kışa karşı ilk önlemlerimizi aldık. Gerisini Rusyadan gelecek gaza havale ettik.Eskiler derki kavaklar yukarıdan yaprakları sararırsa yada ayva az olursa kış iyi geçer!
...
...
20 Ekim 2006
Nobel ile Noeli karıştırdım çarptı şerefsizim abi...
Şarhoşum içmişim ne. Nobel edebiyat ödülünü Orhan Pamuk aldı ya sevindim ama bir o kadarda kıskandım adamı. Kıskanmadım desem yalan olur. Bize daha çok Orhan Pamuk`lar, Yaşar Kemal`ler lazım çoooookk.
.....
Bu aralar kafam bozuk. Geçenlerde bilgisayarımın fanı gürültü çıkarıyordu. Bir fana bakayım, yağlayayım derken fanın pervanesinin birini kırdım. Hazır kırılmışken fanı değiştireyim derken, işlemciyi yuvasından çıkardım. Tekar takarken pin lerin yuvasına denk gelmediği için hem anakartı ve işlemcimi yaktım. 15 ytl lik fan bize 350 ytl ye maloldu.Sonuç:
1- Bilgisayarını tornavida ile karıştırma
2-Bir parça üzerinde 2-3 ytl lik fark için fazla uğraşma
3-Mutlaka kıllanma kılavuzunu bir kaç kez oku
4-Yinede terettüde düşersen en yakın teknik servise başvur.
....
Dün akşam Erhan`a ve Milan`a yemeğe gittik. Televizyonu açıktı. Kanal taplosunda sadece 54 kanal vardı ve yeni kanalları eklememişti. Kumandadan kanalları güncelleyeyim derken makinadaki bütün kanalların silinmesine neden oldum. Ş o n u ç :
1- Başkalarının elektronik eşyalarını kesinlikle karıştırma,
2-Her cihazın yapısı ve kapasitesi farklı olabiliyor bu yüzden bir makinadaki yenileme silme anlamına gelebiliyor.
3-Yemeğini ye, suyunu iç asla başka bir işe karışma.
....
SONUÇ:
Avandalık çantamı ve tornavidalarımı, merakımı gömüyorum.Herkes kendi işini yapsın kardeşim
Şarhoşum içmişim ne. Nobel edebiyat ödülünü Orhan Pamuk aldı ya sevindim ama bir o kadarda kıskandım adamı. Kıskanmadım desem yalan olur. Bize daha çok Orhan Pamuk`lar, Yaşar Kemal`ler lazım çoooookk.
.....
Bu aralar kafam bozuk. Geçenlerde bilgisayarımın fanı gürültü çıkarıyordu. Bir fana bakayım, yağlayayım derken fanın pervanesinin birini kırdım. Hazır kırılmışken fanı değiştireyim derken, işlemciyi yuvasından çıkardım. Tekar takarken pin lerin yuvasına denk gelmediği için hem anakartı ve işlemcimi yaktım. 15 ytl lik fan bize 350 ytl ye maloldu.Sonuç:
1- Bilgisayarını tornavida ile karıştırma
2-Bir parça üzerinde 2-3 ytl lik fark için fazla uğraşma
3-Mutlaka kıllanma kılavuzunu bir kaç kez oku
4-Yinede terettüde düşersen en yakın teknik servise başvur.
....
Dün akşam Erhan`a ve Milan`a yemeğe gittik. Televizyonu açıktı. Kanal taplosunda sadece 54 kanal vardı ve yeni kanalları eklememişti. Kumandadan kanalları güncelleyeyim derken makinadaki bütün kanalların silinmesine neden oldum. Ş o n u ç :
1- Başkalarının elektronik eşyalarını kesinlikle karıştırma,
2-Her cihazın yapısı ve kapasitesi farklı olabiliyor bu yüzden bir makinadaki yenileme silme anlamına gelebiliyor.
3-Yemeğini ye, suyunu iç asla başka bir işe karışma.
....
SONUÇ:
Avandalık çantamı ve tornavidalarımı, merakımı gömüyorum.Herkes kendi işini yapsın kardeşim
17 Ağustos 2006
05 Ağustos 2006
Gecenin yitik mavisiydi, saklanmış sevda türküleri...
Temmuz sıcağının pişirdiği tuğlaların sıcaklıkları, ağustosun birinci haftasına gelmemize rağmen,
gecenin içine kadar sızıyor. Dışarısı zaten sıcak; bir de binaların içi belli belirsiz sıcak cereyana neden oluyor...
....
Hayat kare kare ilerliyor. Sanki filmin bir sahnesinde esas kızın elinde çantası, topuklu ayakkabıları ile caddede yürürken sahnenin ağır ağır akması gibi. Yada bana mı öyle geliyor? Hani nehirler öyle aheste aheste akarlarki, sanırsın su hiç kımıldamıyor. O sırlı durgunluk sizide sarar. Suyun üzerinde küçük girdapçıklarda döne döne giden bir saman parçası gibi takılıp gideriz uzaklara. Bu plağın aynı yerde takılması gibi, baltayı oduna değilde bir önce vurduğun boşluğa tekrar vurduğun an gibi. Ya da gücün takatin kesilinceye kadar tersine yüzmek, bildiklerini, bilge Kızılderili edasıyla çocuğuna anlatmak gibi...
....
Gecenin yitik mavisinde,
Sevda türküleri söylemek sarhoş kadehlerle birlikte.
Ve bir kadehte kayıp giden yıldıza kaldırmak.
Son mezeyi paylaşmak tabağında.
Temmuz sıcağının pişirdiği tuğlaların sıcaklıkları, ağustosun birinci haftasına gelmemize rağmen,
gecenin içine kadar sızıyor. Dışarısı zaten sıcak; bir de binaların içi belli belirsiz sıcak cereyana neden oluyor...
....
Hayat kare kare ilerliyor. Sanki filmin bir sahnesinde esas kızın elinde çantası, topuklu ayakkabıları ile caddede yürürken sahnenin ağır ağır akması gibi. Yada bana mı öyle geliyor? Hani nehirler öyle aheste aheste akarlarki, sanırsın su hiç kımıldamıyor. O sırlı durgunluk sizide sarar. Suyun üzerinde küçük girdapçıklarda döne döne giden bir saman parçası gibi takılıp gideriz uzaklara. Bu plağın aynı yerde takılması gibi, baltayı oduna değilde bir önce vurduğun boşluğa tekrar vurduğun an gibi. Ya da gücün takatin kesilinceye kadar tersine yüzmek, bildiklerini, bilge Kızılderili edasıyla çocuğuna anlatmak gibi...
....
Gecenin yitik mavisinde,
Sevda türküleri söylemek sarhoş kadehlerle birlikte.
Ve bir kadehte kayıp giden yıldıza kaldırmak.
Son mezeyi paylaşmak tabağında.
26 Temmuz 2006
24 Temmuz 2006
Yaz yağmurları dağların kokularını getirir avuçlarıma...
Yazın gelmesiyle birlikte kendimizi egenin kucağına bıraktık.Zeytin ve üzüm bahçeleri kucakladı bizi. Tatil de insan herşeyden uzaklaşıyor. Zaman kendince bizden uzak bir şekilde akıyor. Sıcaklığında bir kentin sokaklarına bıraktık yorgunluğumuzu...
....
Dün Sagalassos"a yağmur yağdı. Torosların eteklerinde ki kekik ve çay kokularını kucağımıza bırakıverdi. Ceviz ağaçları yapraklarını rüzgarda sağa sola savurdu. Arkasından toprak kokusu ve güneş. En sevdiğim yağmur, yazın yağan yağmurdur. Islansanda önemsemezsin.
...
Güzel haberler beklemek, özlemek, ara sıra gecenin sessizliğinde yıldızları saymak, bazen bir şimşek gibi görünüp kaybolan akan yıldızları görmek. Yada sarhoşluğunda uzaklardan gelen köpek seslerine dikkat kesilip, serin havayı solumak...
...
Ne zaman, ne kadar uzağım, akşam gölgesi düşer önüme. O benden önce hareketlenir, bir serçe umutlanır buğday tarlası hasatlanırken, üzüm yaprağının altında tatlanır. Torosların tepesinde bir kartal döne döne iner taşların üstüne.
...
Yazın gelmesiyle birlikte kendimizi egenin kucağına bıraktık.Zeytin ve üzüm bahçeleri kucakladı bizi. Tatil de insan herşeyden uzaklaşıyor. Zaman kendince bizden uzak bir şekilde akıyor. Sıcaklığında bir kentin sokaklarına bıraktık yorgunluğumuzu...
....
Dün Sagalassos"a yağmur yağdı. Torosların eteklerinde ki kekik ve çay kokularını kucağımıza bırakıverdi. Ceviz ağaçları yapraklarını rüzgarda sağa sola savurdu. Arkasından toprak kokusu ve güneş. En sevdiğim yağmur, yazın yağan yağmurdur. Islansanda önemsemezsin.
...
Güzel haberler beklemek, özlemek, ara sıra gecenin sessizliğinde yıldızları saymak, bazen bir şimşek gibi görünüp kaybolan akan yıldızları görmek. Yada sarhoşluğunda uzaklardan gelen köpek seslerine dikkat kesilip, serin havayı solumak...
...
Ne zaman, ne kadar uzağım, akşam gölgesi düşer önüme. O benden önce hareketlenir, bir serçe umutlanır buğday tarlası hasatlanırken, üzüm yaprağının altında tatlanır. Torosların tepesinde bir kartal döne döne iner taşların üstüne.
...
22 Haziran 2006
Uzaktan silik mavi bir kent, yakından kızıl kırmızı nehir...
Dün akşam Ankara`da Yaşar Kemal`in son kitabını sordum kitapçılarda. Henüz çıkmamıştı. Kitabın hazır olduğunu çıkacağını söylediler. Biraz ümitlendim ama yinede fazla bir beklenti içine girmedim nedense.
...
Yazın gece mavisi yada H.Hüseyin Korkmazgil`in "Ağlasun Ayşafağı" tadında ay gündüzü akşamları, kavun ve rakı kokusunun ebruli kokularla dolaştığı sokaklar. Gece şafağında henüz oyunlarını tamamlamamış mahalleli çocuklar.
...
Haziran sıcağında dışarıda esen meltem penceredeki tülü dans ettirircesine dalgalandırıyor.Gece kendi yalnızlığına bakıyor. Hayatımızda hiç önemsemediğimiz bazı şeylerin farkına geceleri varırız. Gündüz varlığını bile hissetmediğimiz masa saatinin sesi gece bütün bir evin içini doldurur. Sokaktaki çöp tenekesinden atlayan kedinin ayak seslerini duyarız. Yıllardır yağlanmayan salon kapısının gıcırdadığının farkına varırız...
...
Ay karanlığı mavi bir gece,
Vuslata dönüyor yelkovan.
Dışarıda ısırgan bir rüzgar,
Yüzüme, ellerime düşüyor iğdenin kokusu.
Üşüyorum,
bir yere yağmur yağıyor olmalı.
Şimşekler yırtıyor uzaklarda bulutları.
Üşüyorum, dudaklarım titriyor,
Uzaktan silik mavi bir kentin ışıkları,
yakından kızıl kırmızı bir nehir gibi akıyor asfalt.
Y a v a ş e s i y o r r ü z g a r,
Y a v a ş ş ş..
Dün akşam Ankara`da Yaşar Kemal`in son kitabını sordum kitapçılarda. Henüz çıkmamıştı. Kitabın hazır olduğunu çıkacağını söylediler. Biraz ümitlendim ama yinede fazla bir beklenti içine girmedim nedense.
...
Yazın gece mavisi yada H.Hüseyin Korkmazgil`in "Ağlasun Ayşafağı" tadında ay gündüzü akşamları, kavun ve rakı kokusunun ebruli kokularla dolaştığı sokaklar. Gece şafağında henüz oyunlarını tamamlamamış mahalleli çocuklar.
...
Haziran sıcağında dışarıda esen meltem penceredeki tülü dans ettirircesine dalgalandırıyor.Gece kendi yalnızlığına bakıyor. Hayatımızda hiç önemsemediğimiz bazı şeylerin farkına geceleri varırız. Gündüz varlığını bile hissetmediğimiz masa saatinin sesi gece bütün bir evin içini doldurur. Sokaktaki çöp tenekesinden atlayan kedinin ayak seslerini duyarız. Yıllardır yağlanmayan salon kapısının gıcırdadığının farkına varırız...
...
Ay karanlığı mavi bir gece,
Vuslata dönüyor yelkovan.
Dışarıda ısırgan bir rüzgar,
Yüzüme, ellerime düşüyor iğdenin kokusu.
Üşüyorum,
bir yere yağmur yağıyor olmalı.
Şimşekler yırtıyor uzaklarda bulutları.
Üşüyorum, dudaklarım titriyor,
Uzaktan silik mavi bir kentin ışıkları,
yakından kızıl kırmızı bir nehir gibi akıyor asfalt.
Y a v a ş e s i y o r r ü z g a r,
Y a v a ş ş ş..
18 Haziran 2006
Onlarca yıllık emeğimi 3 saatte ölçtüler...
Bu gün öss sınavında görevliydim. Sabah erkenden görevli olduğum okula gittim, daha pazar keyfi bile yapamadan. Okula gelince sınav için bekleyenleri gördüm. Birden bende de nedense bir sınav heyecanı başladı. Salonda soru kitapçıklarını ve cevap anahtarlarını dağıttıktan sonra; sınıftakilere, bu sınavın onlardan daha değerli olmadığını söyledim. Ama buna kendim bile inandım desem yalan olur. Bu sınav gerginlikleri beni öldürecek.
Bu gün öss sınavında görevliydim. Sabah erkenden görevli olduğum okula gittim, daha pazar keyfi bile yapamadan. Okula gelince sınav için bekleyenleri gördüm. Birden bende de nedense bir sınav heyecanı başladı. Salonda soru kitapçıklarını ve cevap anahtarlarını dağıttıktan sonra; sınıftakilere, bu sınavın onlardan daha değerli olmadığını söyledim. Ama buna kendim bile inandım desem yalan olur. Bu sınav gerginlikleri beni öldürecek.
Sarhoş ve yitik kentler yalnızlığı....
Etrafımızı bir kene tırsığı aldı gidiyor. Pikniklerimizi erteledik, yolda yürüyen herkesten şüpheleniyoruz. Ya yanında kene varsa, yada taşıyorsa gibisinden. Her kaşıntıda ürperiyorum, cildimdeki her karartıya şüpheyle yaklaşıyorum. Dosttan, düşmandan uzak olsun.
...
Etrafımızı bir kene tırsığı aldı gidiyor. Pikniklerimizi erteledik, yolda yürüyen herkesten şüpheleniyoruz. Ya yanında kene varsa, yada taşıyorsa gibisinden. Her kaşıntıda ürperiyorum, cildimdeki her karartıya şüpheyle yaklaşıyorum. Dosttan, düşmandan uzak olsun.
...
12 Haziran 2006
Zaman, bir gün ömürlü kelebeğin kanadında..
Geceydi, ayna kendini boşluğa bıraktı. Ve birden ay binbir parçaya bölündü. Mavi bir rüzgar esti tepedeki iğde ağaçlarının dallarından. Gece uykusunda kuşlar gürültüye uçuştular. Yarasaların sesleri binbir parça ayın yüzünde yankılandı. Ateş böcekleri üşüşdüler binbir parça ayın etrafına. Ayna değildi sanki kırılan. Ay binbir parçaydı. Toprakta yüzünü gördü, herbirinde yansıyan yüzünü...
...
...
Geceydi, ayna kendini boşluğa bıraktı. Ve birden ay binbir parçaya bölündü. Mavi bir rüzgar esti tepedeki iğde ağaçlarının dallarından. Gece uykusunda kuşlar gürültüye uçuştular. Yarasaların sesleri binbir parça ayın yüzünde yankılandı. Ateş böcekleri üşüşdüler binbir parça ayın etrafına. Ayna değildi sanki kırılan. Ay binbir parçaydı. Toprakta yüzünü gördü, herbirinde yansıyan yüzünü...
...
...
04 Haziran 2006
Yaz geldimi hamak gelir aklıma...
Donduk, üşüdük, ne zaman gelecek derken 36 derece yaz geldi dayandı kapımıza.Yaz geldide ; yazın gelmesi haliyle bir uyuşukluk ve bezginliğide beraberinde getirdi. Yazla beraber ilk işimiz piknik mevsimini açmak oldu. Cumartesi günü topladık malzemeleri doğruca kırlara ve söğüt gölgesine zor attık kendimizi. Daha sonra iki arkadaşımız daha geldi. Malgala önce balıkları sonra da patatesleri serdik. Ben daha çok kendimi çimlerin, gölgelerin altına sermek istiyordum ama ortamda ki güzel muhabbet buna elvermedi.
.....
Geçen gün Kıymet`le birlikte çıktık bana şapka baktık. Güzel bir yazlık şapka edindim. Bununla okula gidiyorum. Ama vitrindeki fötr şapkada gözüm kaldı. İnsanın kafasının üzerinde az saç olunca güneş doğal olarak direkt etkiliyor.
....
Bu gün CNNTÜRK "Sıfır yok oluş " adı altında gün boyu yayın akışı yapıyor. BİRGÜN gazeteside "Gayet (doğal) bir yayın akışı" şeklinde de çok güzel yansıtmış televizyon sayfasında.
...
Dünyada hem kendimize hemde diğer canlılara elimizden gelen her türlü eziyeti çektiriyoruz. O da yetmiyormuş gibi birde nesillerini tüketiyoruz. Biliminsanları tarafından dünyada ki en tehlikeli türün insan olduğu tespit edilmiş. Doğru söze ne denir. Şu ana kadar ormanı yakan bir sincaba rastlandığını, yada ormanın ortasına fabrika kurup atıklarını gelişi güzel gömen bir ayıya ratlamadım. Hani bazen birisine kızdığımızda yada küçümsediğimizde "ayı, öküz, eşek , kuş beyinli" gibi cümleler kullanıyoruz ya; onlara karşı çok ayıp ediyoruz valla!
Donduk, üşüdük, ne zaman gelecek derken 36 derece yaz geldi dayandı kapımıza.Yaz geldide ; yazın gelmesi haliyle bir uyuşukluk ve bezginliğide beraberinde getirdi. Yazla beraber ilk işimiz piknik mevsimini açmak oldu. Cumartesi günü topladık malzemeleri doğruca kırlara ve söğüt gölgesine zor attık kendimizi. Daha sonra iki arkadaşımız daha geldi. Malgala önce balıkları sonra da patatesleri serdik. Ben daha çok kendimi çimlerin, gölgelerin altına sermek istiyordum ama ortamda ki güzel muhabbet buna elvermedi.
.....
Geçen gün Kıymet`le birlikte çıktık bana şapka baktık. Güzel bir yazlık şapka edindim. Bununla okula gidiyorum. Ama vitrindeki fötr şapkada gözüm kaldı. İnsanın kafasının üzerinde az saç olunca güneş doğal olarak direkt etkiliyor.
....
Bu gün CNNTÜRK "Sıfır yok oluş " adı altında gün boyu yayın akışı yapıyor. BİRGÜN gazeteside "Gayet (doğal) bir yayın akışı" şeklinde de çok güzel yansıtmış televizyon sayfasında.
...
Dünyada hem kendimize hemde diğer canlılara elimizden gelen her türlü eziyeti çektiriyoruz. O da yetmiyormuş gibi birde nesillerini tüketiyoruz. Biliminsanları tarafından dünyada ki en tehlikeli türün insan olduğu tespit edilmiş. Doğru söze ne denir. Şu ana kadar ormanı yakan bir sincaba rastlandığını, yada ormanın ortasına fabrika kurup atıklarını gelişi güzel gömen bir ayıya ratlamadım. Hani bazen birisine kızdığımızda yada küçümsediğimizde "ayı, öküz, eşek , kuş beyinli" gibi cümleler kullanıyoruz ya; onlara karşı çok ayıp ediyoruz valla!
30 Mayıs 2006
Söğüdün gölgesine serdik minderi...
Uzun zamandır yazmaya ne gücüm ne de isteğim var. Gecenin bi yarısı kelimeler, kurgular yarasa sürüsü gibi kafamın içinde uçuşuyorlar. Ama oturup yazmak nedense içimden gelmiyor. Sadece defterime kısa notlar alıyorum, bir ressamın kara kalem taslakları gibi. Gecenin bir yarısı yada sabahın karanlığı, kaldırım taşları sökülmüş bir kenara yığılmış. Aynı yer iki yılda tam üç defa kazıldı da halen yağmur suları sel olup akıyor bu cadde de. Kazıyorsunuz kapatıyorsunuz. Kazı kazıklan gibi, çıkmayınca atıyorsunuz. Akıllı adam işi değil bunları düşünmek. Güzel şeyler düşünmek istiyorum. Kanadında mavi bir kelebeğin gelincik çiçeğine konması gibi, yada günler sonra haziranda yağan ilk yağmurun toprağa düştüğünde çıkardığı ses gibi. Yada uzun zamandır beklediğin birinin ayak seslerini duymak gibi, yaşamak gibi...Yada iki yanı ağaç bir patikadan sallana sallana yarı sarhoş yürümek gibi...
...
Ya, sevdalar tükense
ya umutlar;
bir kelebek ömürlü dünyada,
ne anlamı olurdu tuale koyu mavi bir deniz,
ve ortasında bir yelkenli yapmanın.
Ya son göz yaşı düşse toprağa;
bırakır mı zerdali çekirdeğini dalından.
son şarkılarını söylese kuşlar;
bir yılkı yedeğinde tayını alıp götürse,
rüzgarları arkalarına alıp en güzel otlaklara.
...( a.fuat)
...
Uzun zamandır yazmaya ne gücüm ne de isteğim var. Gecenin bi yarısı kelimeler, kurgular yarasa sürüsü gibi kafamın içinde uçuşuyorlar. Ama oturup yazmak nedense içimden gelmiyor. Sadece defterime kısa notlar alıyorum, bir ressamın kara kalem taslakları gibi. Gecenin bir yarısı yada sabahın karanlığı, kaldırım taşları sökülmüş bir kenara yığılmış. Aynı yer iki yılda tam üç defa kazıldı da halen yağmur suları sel olup akıyor bu cadde de. Kazıyorsunuz kapatıyorsunuz. Kazı kazıklan gibi, çıkmayınca atıyorsunuz. Akıllı adam işi değil bunları düşünmek. Güzel şeyler düşünmek istiyorum. Kanadında mavi bir kelebeğin gelincik çiçeğine konması gibi, yada günler sonra haziranda yağan ilk yağmurun toprağa düştüğünde çıkardığı ses gibi. Yada uzun zamandır beklediğin birinin ayak seslerini duymak gibi, yaşamak gibi...Yada iki yanı ağaç bir patikadan sallana sallana yarı sarhoş yürümek gibi...
...
Ya, sevdalar tükense
ya umutlar;
bir kelebek ömürlü dünyada,
ne anlamı olurdu tuale koyu mavi bir deniz,
ve ortasında bir yelkenli yapmanın.
Ya son göz yaşı düşse toprağa;
bırakır mı zerdali çekirdeğini dalından.
son şarkılarını söylese kuşlar;
bir yılkı yedeğinde tayını alıp götürse,
rüzgarları arkalarına alıp en güzel otlaklara.
...( a.fuat)
...
19 Mayıs 2006
Çam sakızı yaptım kendime kavak reçinesinden...
Bu akşam, altı aydır çalıştığımız Adıyaman yöresi halk oyunlarını sergileyeceğimiz için oldukça hareketliydi bizim için. Halk eğitim merkezi çalışılan bütün yörelerin sunulduğu bir gece düzenlemiş, bu gecede de biz bu yöreyi oyunun hikayesi ile birlikte oynayacaktık. Oyunun hikayeside en sonunda bir mizansenle anlatılacaktı. Oyunda tarlalara ekinler ekiliyor, biçiliyor, harman ediliyor, kızla oğlan birbirlerine gönüllerini kaptırıyorlar, daha sonra düğün oluyor, düğün sonunda da gelin salla getirilirken sal devriliyor ve içindekilerle birlikte gelinde sularda kayboluyor. Ama gel gör ki davetiyeler basılırken önce mizansen sonra Adıyaman yöresi diye yazılıyor. Provalarımızı yapmışız herşey düzenlenmiş tam sahneye giriş yapılacak anons ediliyoruz.. Önce sal mizanseni sonra oyun olarak. Arkadaşlar hep birlikte şaşkın ve müzizyenlere oyunla gireceğimizi işaretle anlatmaya çalışırken halk eğitim merkezinin iş güzar kendini beğenmiş ve bu konularla yakından uzaktan (b)ilgisi olmayan bayan müdür yardımcısı geliyor ve aynen şu konuşmaları yapıyoruz..
Md.Yrd-Arkadaşlar önce mizanseni oynayacaksınız. Davetiyede böyle yazıyor.
--Hocam önce gelini öldürüp sonra nasıl halay çekeceğiz seyirci dumura uğrayacak.
Md.yrd-Kardeşim ne farkeder anons edildi bir kere bunu daha önce bize söyleseydiniz. böyle anons edildi işte niye itiraz ediyorsunuz.
--Ya edildiyse edilsin alla alla. Bu oyunun bir mantığı var sonu başa, baş sona alınır mı???
Md.yrd-Tamam uzatmayın artık çıkın salon sizi bekliyor.
--Anasını satayım bu ülkede herşey sizin yaptığınız gibi kitabından harfiyen yapılsaydı, alemin kralı olurduk ya. Hadi arkadaşlar yapalımda bitsin bari!!!!
Md.yrd-....
Salondan ayrılırken oyunu seyreden arkadaşlar merakla soruyorlar. "Ya oyun başlamadan ne yaptınız öyle gelin niye öldü, sonra niye oynadınız?"
---:?????
Eee ne yapalım kardeşim davetiyeye öyle basılmış, seyirciye ayıp olmasın, kandırmış olmayalım, biz ne yazdıysak öyle olucak havasıyla sanki karşımızdaki seyirci operaya gelmişte; elindeki broşürden sahneyi takip edecek tarzıyla sahne aldırıldık. Zaten bunun yaptığı bize karşı ilk değildi ya...
.....
Neyse eve gelip kahvemi içtim ayaklarımı uzattım. Bir kaç saat önce yaşadıklarım bir an kafamdan bir matrix edasıyla geçti. Bende çamsakızı yaptım kendime kavak ağacının reçinesinden....
Bu akşam, altı aydır çalıştığımız Adıyaman yöresi halk oyunlarını sergileyeceğimiz için oldukça hareketliydi bizim için. Halk eğitim merkezi çalışılan bütün yörelerin sunulduğu bir gece düzenlemiş, bu gecede de biz bu yöreyi oyunun hikayesi ile birlikte oynayacaktık. Oyunun hikayeside en sonunda bir mizansenle anlatılacaktı. Oyunda tarlalara ekinler ekiliyor, biçiliyor, harman ediliyor, kızla oğlan birbirlerine gönüllerini kaptırıyorlar, daha sonra düğün oluyor, düğün sonunda da gelin salla getirilirken sal devriliyor ve içindekilerle birlikte gelinde sularda kayboluyor. Ama gel gör ki davetiyeler basılırken önce mizansen sonra Adıyaman yöresi diye yazılıyor. Provalarımızı yapmışız herşey düzenlenmiş tam sahneye giriş yapılacak anons ediliyoruz.. Önce sal mizanseni sonra oyun olarak. Arkadaşlar hep birlikte şaşkın ve müzizyenlere oyunla gireceğimizi işaretle anlatmaya çalışırken halk eğitim merkezinin iş güzar kendini beğenmiş ve bu konularla yakından uzaktan (b)ilgisi olmayan bayan müdür yardımcısı geliyor ve aynen şu konuşmaları yapıyoruz..
Md.Yrd-Arkadaşlar önce mizanseni oynayacaksınız. Davetiyede böyle yazıyor.
--Hocam önce gelini öldürüp sonra nasıl halay çekeceğiz seyirci dumura uğrayacak.
Md.yrd-Kardeşim ne farkeder anons edildi bir kere bunu daha önce bize söyleseydiniz. böyle anons edildi işte niye itiraz ediyorsunuz.
--Ya edildiyse edilsin alla alla. Bu oyunun bir mantığı var sonu başa, baş sona alınır mı???
Md.yrd-Tamam uzatmayın artık çıkın salon sizi bekliyor.
--Anasını satayım bu ülkede herşey sizin yaptığınız gibi kitabından harfiyen yapılsaydı, alemin kralı olurduk ya. Hadi arkadaşlar yapalımda bitsin bari!!!!
Md.yrd-....
Salondan ayrılırken oyunu seyreden arkadaşlar merakla soruyorlar. "Ya oyun başlamadan ne yaptınız öyle gelin niye öldü, sonra niye oynadınız?"
---:?????
Eee ne yapalım kardeşim davetiyeye öyle basılmış, seyirciye ayıp olmasın, kandırmış olmayalım, biz ne yazdıysak öyle olucak havasıyla sanki karşımızdaki seyirci operaya gelmişte; elindeki broşürden sahneyi takip edecek tarzıyla sahne aldırıldık. Zaten bunun yaptığı bize karşı ilk değildi ya...
.....
Neyse eve gelip kahvemi içtim ayaklarımı uzattım. Bir kaç saat önce yaşadıklarım bir an kafamdan bir matrix edasıyla geçti. Bende çamsakızı yaptım kendime kavak ağacının reçinesinden....
17 Mayıs 2006
...Yazın gelmesiyle birlikte içine edilecekler birer birer ortaya çıkıyor...
Milliyet gazetesinden 17.5.06
ANKARA Milliyet.
"Olimpos koruma altında Beydağları Milli Parkı'nın sınırlarının değiştirilerek bir kısmının turizm alanı ilan edilmesi kararı Danıştay'a takıldı. Mahkeme, değişiklik gerekçelerinin bilimsel olarak tespitini istedi
Danıştay 10. Dairesi, Beydağları Sahil (Olimpos) Milli Parkı'nın sınırlarının değiştirilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürütmesini durdurdu. Bölgenin doğal niteliğinin bozulup bozulmadığı sorusuna bilimsel raporlarla yanıt verilmesini isteyen 10. Daire'nin kararında, rapor geldikten sonra konunun yeniden inceleneceği kaydedildi.Türkiye Mimar ve Mühendisler Odaları Birliği Mimarlar Odası, Makine Mühendisleri Odası ve Elektrik Mühendisleri Odası Antalya şubeleri, milli parkın sınırlarını değiştiren, 2 Eylül 2005'te Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay'da dava açmıştı.10. Daire de davalı idareler Başbakanlık ile Çevre ve Orman Bakanlığı'nın savunmaları alındıktan sonra yürütmenin durdurulması istemini inceledi. Bakanlar Kurulu'ndan bazı soruların yanıtlamasını isteyen daire, bunlara yanıt aldıktan sonra konuyu yeniden incelemek kaydıyla yürütmenin durdurulmasına karar verdi. 10. Daire'nin Bakanlar Kurulu'ndan istediği bilgiler arasında şu konular yer aldı:
Cevap istenen sorular
· Bakanlar Kurulu kararı ile milli park sahası dışına çıkarılan alanların Milli Parklar Yönetmeliği'nin 5 ve 6. maddelerinde belirlenen ilke ve kriterleri yitirip yitirmediği.
· Özellikle bu alanların doğal niteliğinin bozulup bozulmadığı, ıslah edilebilir durumda olup olmadığının saptanması yönünden bölge bazında bilimsel ve teknik bir çalışma yapılıp yapılmadığı.
· Çalışma yapılmışsa içeriği."
Milliyet gazetesinden 17.5.06
ANKARA Milliyet.
"Olimpos koruma altında Beydağları Milli Parkı'nın sınırlarının değiştirilerek bir kısmının turizm alanı ilan edilmesi kararı Danıştay'a takıldı. Mahkeme, değişiklik gerekçelerinin bilimsel olarak tespitini istedi
Danıştay 10. Dairesi, Beydağları Sahil (Olimpos) Milli Parkı'nın sınırlarının değiştirilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürütmesini durdurdu. Bölgenin doğal niteliğinin bozulup bozulmadığı sorusuna bilimsel raporlarla yanıt verilmesini isteyen 10. Daire'nin kararında, rapor geldikten sonra konunun yeniden inceleneceği kaydedildi.Türkiye Mimar ve Mühendisler Odaları Birliği Mimarlar Odası, Makine Mühendisleri Odası ve Elektrik Mühendisleri Odası Antalya şubeleri, milli parkın sınırlarını değiştiren, 2 Eylül 2005'te Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay'da dava açmıştı.10. Daire de davalı idareler Başbakanlık ile Çevre ve Orman Bakanlığı'nın savunmaları alındıktan sonra yürütmenin durdurulması istemini inceledi. Bakanlar Kurulu'ndan bazı soruların yanıtlamasını isteyen daire, bunlara yanıt aldıktan sonra konuyu yeniden incelemek kaydıyla yürütmenin durdurulmasına karar verdi. 10. Daire'nin Bakanlar Kurulu'ndan istediği bilgiler arasında şu konular yer aldı:
Cevap istenen sorular
· Bakanlar Kurulu kararı ile milli park sahası dışına çıkarılan alanların Milli Parklar Yönetmeliği'nin 5 ve 6. maddelerinde belirlenen ilke ve kriterleri yitirip yitirmediği.
· Özellikle bu alanların doğal niteliğinin bozulup bozulmadığı, ıslah edilebilir durumda olup olmadığının saptanması yönünden bölge bazında bilimsel ve teknik bir çalışma yapılıp yapılmadığı.
· Çalışma yapılmışsa içeriği."
10 Mayıs 2006
Ağır bir vuslat içinde yağıyor yağmur sokaklara ve kaldırım taşların üstüne.
Kentin sokaklarında insanlar ağır çekimde bir film gibi .Kavşaklardaki trafik lambaları sarı ışıkta yanıp sönüyorlar.Her adım atışında ayaklarının arkasından yağmur suları dizlerine kadar yükseliyor damlacıklar halinde.Bir kedi otomobil sesinden korkup çöp tenekesinden dışarıya atlıyor aceleyle. Gün ortasında şehrin en kalabalık yerinde bir cinayet işleniyor güpegündüz. Bir otomobil bütün hızıyla bir kamyonetin altına giriyor 7 kişiyle, Bir çocuk elinde silahıyla dalıyor sınıfa; terk edilmenin bütün acısını tabancanın tetiğinde bastırıyor, öğretmeninin ve arkadaşlarının gözü önünde. O donuk kırmızılık yağmur sularına, sonra sele dönüyor, çamura karışıyor. “Turşu yenmek için yapılır.” Diyerek kıyılar ve koylara temeller atılıyor, beyne kuduz virüsünün işlemesi gibi. Şehre bulutsu karanlığın altında ağır bir yağmur yağıyor. Muhabirler haber geçiyorlar anbean. İnternette haberler bir bir düşüyor önüme. Defter sayfası bir hışımla yırtılıp sökülüp atılıyor bulunduğu yerden. Vicdanlar sökülüp atılıyor yüreklerden. 6 yaşında bir çocuk racon kesiyor maket bıçağıyla arkadaşlarına, Bir kedi durduk yere ürküp, korkarak atıyor kendini duvardan aşağıya. Hızla uzaklaşıyor bulunduğu yerden. Yağmurun onu ıslatmasını aldırmıyor bile. Bir mağdur sokağa çıkamıyor, insanlar yüzüne tükürmesin diye. Fail finalin sonunda çılgınca alkışlanıyor toplum tarafından… Filmin finali beklendiği gibi olmuyor. Senarist bu konuda seyirciye şoklar yaşatıyor. Seyirci neyi alkışladığının farkında bile değil. Yönetmen her konuda doğaçlama üzerine çalışmış. Ben bu filme bir yıldız verdim. Gitmeye değmez. İzlemek zaman kaybı….
……
Sonuç ise sadece insanlık ayıbı…..
Kentin sokaklarında insanlar ağır çekimde bir film gibi .Kavşaklardaki trafik lambaları sarı ışıkta yanıp sönüyorlar.Her adım atışında ayaklarının arkasından yağmur suları dizlerine kadar yükseliyor damlacıklar halinde.Bir kedi otomobil sesinden korkup çöp tenekesinden dışarıya atlıyor aceleyle. Gün ortasında şehrin en kalabalık yerinde bir cinayet işleniyor güpegündüz. Bir otomobil bütün hızıyla bir kamyonetin altına giriyor 7 kişiyle, Bir çocuk elinde silahıyla dalıyor sınıfa; terk edilmenin bütün acısını tabancanın tetiğinde bastırıyor, öğretmeninin ve arkadaşlarının gözü önünde. O donuk kırmızılık yağmur sularına, sonra sele dönüyor, çamura karışıyor. “Turşu yenmek için yapılır.” Diyerek kıyılar ve koylara temeller atılıyor, beyne kuduz virüsünün işlemesi gibi. Şehre bulutsu karanlığın altında ağır bir yağmur yağıyor. Muhabirler haber geçiyorlar anbean. İnternette haberler bir bir düşüyor önüme. Defter sayfası bir hışımla yırtılıp sökülüp atılıyor bulunduğu yerden. Vicdanlar sökülüp atılıyor yüreklerden. 6 yaşında bir çocuk racon kesiyor maket bıçağıyla arkadaşlarına, Bir kedi durduk yere ürküp, korkarak atıyor kendini duvardan aşağıya. Hızla uzaklaşıyor bulunduğu yerden. Yağmurun onu ıslatmasını aldırmıyor bile. Bir mağdur sokağa çıkamıyor, insanlar yüzüne tükürmesin diye. Fail finalin sonunda çılgınca alkışlanıyor toplum tarafından… Filmin finali beklendiği gibi olmuyor. Senarist bu konuda seyirciye şoklar yaşatıyor. Seyirci neyi alkışladığının farkında bile değil. Yönetmen her konuda doğaçlama üzerine çalışmış. Ben bu filme bir yıldız verdim. Gitmeye değmez. İzlemek zaman kaybı….
……
Sonuç ise sadece insanlık ayıbı…..
05 Mayıs 2006
dallarında salıncak, gölgesinde sedir söğüdün:
Dün akşam uzun bir süreden sonra kaval çalıştım. Re notasından hortlatıncaya kadar canım çıktı nerdeyse. Bir ara kaval hortlar gibi oldu ama. Bu iş uzun soluklu ve devamlılık istiyor. Bu arada www.sinopbizim.org sitesini ziyaret ederek destek mesajı bıraktım. Onlarda bunun karşılığında güzel bir Sinop türküsü hediye ettiler...
...
Ya bu nükleer santral o kadar faydalıysa bunu önce kendi evlerine kursunlar canım. Nasıl olsa bir olay oldumuydu hemen çıkıp, "-bak ben içiyorum bir şey olmuyor." demesini biliyorlar. Biz artık kaşarlandık bu konularda. Öyle hemen inanmayız artık. Pışık yani. Önce kurun kardeşim evinize bahçenize yada çocuk odanıza bir kaç yıl çalıştırın baktık ki bir şey olmuyor, biz de kurmazsak sizin gibi olalım yani!...
...
Geçenlerde çalıştığım okulda bir öğretmen arkadaş sınıfında gaza gelip "Çocuklar Türk`ün Türk`ten başka dostu yoktur. Herkes bize düşman." demiş. Sınıfında da çok sevimli ve akıllı bir kızımız var. Ailesi Saddam döneminde Irak`tan gelmiş. Kız da söz alarak birazda gücenmiş öğretmenin sözlerine şöyle demiş;
-Biz sizleri arkadaşlarımı çok seviyorum ve burada sizlerle birlikte olmaktan dolayı çok mutluyum. Şimdi ben sizin düşmanınızmıyım? Ama biz sizin düşmanınız değiliz ki. Niye düşman olalım ki." demiş.
...
Keşke çocuklar kadar duyarlı olabilsek. Bütün yetkiler onların elinde olsa, sokak lambaları çubuk şekerden olsa, yeryüzü aşkın yüzü olsa, fenamı olurdu?
...
Dün akşam uzun bir süreden sonra kaval çalıştım. Re notasından hortlatıncaya kadar canım çıktı nerdeyse. Bir ara kaval hortlar gibi oldu ama. Bu iş uzun soluklu ve devamlılık istiyor. Bu arada www.sinopbizim.org sitesini ziyaret ederek destek mesajı bıraktım. Onlarda bunun karşılığında güzel bir Sinop türküsü hediye ettiler...
...
Ya bu nükleer santral o kadar faydalıysa bunu önce kendi evlerine kursunlar canım. Nasıl olsa bir olay oldumuydu hemen çıkıp, "-bak ben içiyorum bir şey olmuyor." demesini biliyorlar. Biz artık kaşarlandık bu konularda. Öyle hemen inanmayız artık. Pışık yani. Önce kurun kardeşim evinize bahçenize yada çocuk odanıza bir kaç yıl çalıştırın baktık ki bir şey olmuyor, biz de kurmazsak sizin gibi olalım yani!...
...
Geçenlerde çalıştığım okulda bir öğretmen arkadaş sınıfında gaza gelip "Çocuklar Türk`ün Türk`ten başka dostu yoktur. Herkes bize düşman." demiş. Sınıfında da çok sevimli ve akıllı bir kızımız var. Ailesi Saddam döneminde Irak`tan gelmiş. Kız da söz alarak birazda gücenmiş öğretmenin sözlerine şöyle demiş;
-Biz sizleri arkadaşlarımı çok seviyorum ve burada sizlerle birlikte olmaktan dolayı çok mutluyum. Şimdi ben sizin düşmanınızmıyım? Ama biz sizin düşmanınız değiliz ki. Niye düşman olalım ki." demiş.
...
Keşke çocuklar kadar duyarlı olabilsek. Bütün yetkiler onların elinde olsa, sokak lambaları çubuk şekerden olsa, yeryüzü aşkın yüzü olsa, fenamı olurdu?
...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


